Zihnini dinlemeyi bırak!

“Zihni dinleme… Çünkü zihin: “Geçmiş” demektir; çoktan ölüp gitmiştir o… ‘Zihne neden karşısın’ diyorsun. Ben zihne karşı değilim, yalnızca bir gerçeği belirtiyorum:
‘Zihnin ne olduğunu…’ Eğer zihnin ne olduğunu anlarsan, onu bırakacaksın. Ben: ‘Zihni bırak’ dediğimde, zihne karşı değilimdir. Yalnızca zihnin ne olduğunu açıklıyorumdur: ‘Sana neler yaptığını, seni nasıl esareti altına aldığını…’ Mesele; onu doğru kullanma ya da kötüye kullanma da değildir zaten… Mesele; zihnin kendisidir. Hatırla: ‘Nasıl zihinsiz olunur’ diye anlamadıkça zihni kullanamayacaksın. Yalnızca nasıl zihinsiz olunacağını bilenler zihni kullanmaya kadirdir. Aksi halde zihin onları kullanır. Zihin çok kurnazdır, sürekli seni kandırır. Sürekli: ‘Sen beni kullanıyorsun’ der. Zihindir seni kullanan, kullanılıyorsun; zihin senin efendin haline gelmiş, sen de bir köle… Fakat zihin çok zeki olduğundan sürekli seni destekliyormuş gibi gözükür; der ki: ‘Ben sadece bir aracım, efendi olan sensin.’ Ama gözlemle; zihnin işlevine bak, seni nasıl da kullanıp duruyor. Sen ise onu kullandığını sanıyorsun. Zihni; yalnızca ondan ayrıldığında kullanabilirsin. Aksi onu halde; onunla kendini özdeşleştirmişken nasıl kullanabilirsin ki onu? Her ne yapmaktaysan, her ne düşünmekteysen, her neye karar vermekteysen; bir şeyi hatırla: ‘O şey; senin içinden mi geliyor?’ Yoksa konuşan bir başkası mı? Ve o sesin gerçek sahibini bulup ortaya çıkardığında; şaşıracaksın. Belki o ses annendir, onun söylenişlerini tekrar tekrar duymaktasın. Belki de babanın sesidir o… Bunu fark etmek hiç de zor değildir. O; oradadır, içinde kayıtlıdır: ‘Bir tavsiye, emir, disiplin, buyruk olarak…’ Zihninde birçok insana rastlarsın: ‘Din adamı, öğretmenler, arkadaşlar, komşular, akrabalar…’ Onlarla kavga etmene gerek yok. Sadece bu sesin; senin sesin olmadığını bilmen yeterlidir. Başka birisinin sesidir o – her kiminse artık – o başka birisidir. Sonucu her ne olursa olsun: ‘İyi ya da kötü’ onu takip etmemelisin. Onu dinlemediğinde; kendin karar vererek hareket ediyorsundur. Olgunlaşmaya karar veriyorsundur. Bir çocuk olarak kaldığın yeter! Bu kadar bağımlı kaldığın yeter! Yeter tüm bu sesleri dinleyip durduğun… Bunlardan eline ne geçti? Bu karmaşa içinde? Bu yüzden: ‘Bu kimin sesi’ diye farkına var ve ona: ‘Elveda’ deyiver. O ses düşmanın değildir. Sana tavsiye verirken onun niyeti kötü değildi. Fakat sorun onun niyeti değildir. Sorun: ‘Onun sana; içinden gelmeyen bir şeyi dayatıyor olmasıdır.’ Dışarıdan gelen her şey; seni ruhen bir köle yapar. Kendi sesini dinle… Evet; başlangıçta bu yol tehlikeli gözükebilir. Çünkü sen daima babanın, annenin, din adamının elinden tutmuşsundur. Ve babasının elinden tutan bir çocuk için korku, tehlike yoktur. O; babasına güveniyordur. Ama sen şu an hayali bir eli tutmaktasın. Baban yok! Bu safça bir hayal… Ve yalnız olduğunu bilmen, seni destekleyen bir elin olmadığını bilmen daha iyidir. Çünkü o vakit; kendi yolunu bulmayı deneyeceksin. Sen gerçekte korunmamaktayken, korunuyor olduğuna inanıp durman tehlikelidir. İşte bu; dünyadaki milyonlarca insanın başına gelen şeydir. Korunduklarını hissediyorlar; türlü türlü şeyler tarafından… Seni koruyacak kimse yok, tek başınasın. Ve tek başınalığını kabul etmelisin. Kimsenin elini tutmuyor olması; çok muazzam bir coşkudur aslında… Kendin hakkındaki tüm fikirlerin; kendi hakkında bir fikri bile olmayan kimselerden ödünç alınmıştır. Bu yüzden; o sesleri duymaya başladığın vakit; sana kimin konuştuğunu duymaya çalıştığında şaşıracaksın ve gülmeye başlayacaksın: ‘Ah, bu annem ve o hâlâ beni idare etmeye çalışıyor.’ Onun niyeti kötü değildi. Ama o artık seni felç ediyor. Bu yüzden öncelikle içindeki o sesi bulup çıkar. Bu basittir: ‘Her ne vakit bir şey yapacakken sessizce oturuver ve dinle…’ O ses; sana bunu yapmanı ya da yapmamanı söyleyecek. Ve bulmaya çalış: ‘Bu kimin sesi?’ Bir kereliğine buldun mu: ‘Babanın sesi mi, annenin sesi mi, amcanın sesi mi, öğretmeninin sesi mi, kardeşinin sesi mi?’ Bu çok kolaydır. Sonra ona teşekkür et ve ona de ki: ‘Bu tavsiyeniz çok iyi fakat lütfen beni yalnız bırakın.’ Bir kere o sese açık dille: ‘Beni yalnız bırakın’ diye söylediğinde; onunla olan bağlantın, onunla olan özdeşleşişin kesilecek. O; seni kontrol etmekteydi. Çünkü sen sanıyordun ki: ‘O ses benim sesim.’ Tüm taktik o sesle özdeşleşmemektir. Sen sanıyordun ki: ‘Bu benim düşüncem.’ Bundan dolayı da sana söyleneni yapmaktaydın. O karmaşa, pazaryeri senin için haline gelmişti. Kendi sesini duyabilmen imkânsızlaşmıştı. Ama şimdi; bunun senin düşüncen, senin sesin olmadığını biliyorsun. İşte bu; kendin olmanın başlangıcıdır. Bir süre sonra bu sesler daha çok duyulmaya başlayabilir ama bu çok doğaldır; onlarla yapacak bir şeyin kalmadı. Tüm yapman gereken: ‘Kendi sessinin üstünü örten o sesleri reddetmek.’ Bir kere bunu başardın mı; iç dünyan gelişmeye başlar. Farkına varman yeterli: ‘Hâlâ benimle ilgilenmektesiniz ama benim ilgiye ihtiyacım yok. Beni yeteri kadar olgunlaştırdınız. Bundan sonra kendi başımın çaresine bakarım’ de ve kurtul sana eşlik eden o seslerden… Ve çok geçmeden; duyacağın cılız bir sese şaşıracaksın. Daha önce hiç duymadığın… Ve bu sesin; kimin sesi olduğuna karar veremeyeceksin: ‘Bu annenin ya da babanın sesi değil…’ Ondan sonra aniden; onun senin sesin olduğunu anlayacaksın. İşte bu yüzden; o sesin kimliğini bulamıyor ve kime ait olduğuna karar veremiyordun. O; her zaman oradaydı ama çok cılız bir sesti. Cılızdı; çünkü o, sen daha küçük bir çocukken bastırılmıştı. Cılızdı; tıpkı üstü her türden pislikle örtülmüş bir fidan gibi… Ve sen o pisliği taşıyıp durmaktasın. Ve senin hayatın olan o unutulmuş fidan; halen yaşamakta, keşfetmeni beklemekte… Sesini keşfet. Sonra korkusuzca onu takip et. Seni her nereye götürürse; orası senin amacındır. Orası senin kaderindir. Yalnızca orasıdır tamamlandığını keşfettiğin, hoşnut olduğun yer. Çiçek açtığın yer yalnızca orasıdır. Fakat sen hâlâ tohumun içindesin. Henüz olgunlaşmamışken kendini nasıl tanıyabilirsin ki? Muhtemelen; filizlenmene bile izin verilmiyor. Çünkü sözüm ona: ‘İyi niyetliler’ kendi soru ve cevaplarını sana dayatmaktadır. Kimselerin senin kendi soru ve cevaplarınla ilgilendiği yoktur. Aslında bir gün gelirde; kendi sorularını bulursun diye korkmaktadırlar. Kendi sorularını bulduğun gün; onların tüm cevapları geçersizleşecek. Ve onlar; kendini bulmandan, bir birey olmandan korkacaklar. Toplum senin bir birey olmanı istemez. Çünkü bireysellik: ‘Harekettir, eylemdir, özgürce yaşamaktır.’ Bireyseller; ruhen köleliğe zorlanmak yerine ölmeye can atar. Ve bir kereliğine bireyselleştin mi; kendini bilmen kolaylaşacak. Çünkü o vakit kendinsindir. Fakat senden çok fazla şey alıp götürmüşlerdir. Benliğinin üzeri; çok fazla kişilik katmanları ile örtülmüştür. Yapman gereken şudur: ‘Tıpkı soğana yaptığın gibi kabuklarını soymaya başla…’ Soğanın bir kabuğunu kaldırdığında; daha tazesi, onu kaldırdığında da daha taze olan bir diğer kabuk açığa çıkar. İşte; sen de böylesin. Senin şu anki kişiliğin birçok maskeden başka bir şey değildir. Ve her ne söylüyorsan, ne yapıyorsan; o, yalnızca maske ardından gelmektedir, asla gerçekliğinden gelmemektedir. Bu yüzden; tüm sahte kişiliklerini bırak.”

Osho

You may also like...

Bir Cevap Yazın