YE’CÛC ve ME’CÛC

Zülkarneyn kıssasında Ye’cûc ve Me’cûc diye anılan kavim veya kavimlerin kimler olduğu hususunda farklı görüşler mevcuttur.

Tefsirlerdeki rivayet ağırlıklı izahlara bakıldığında Ye’cûc ve Mecûc’ün Tanah’ta Gog ve Magog diye söz edilen barbar kavimle/kavimlerle benzeştiğine tanık olunur. Zira gerek tefsirlerde gerek Tanah’ta söz konusu kavimlerin nesep olarak Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan geldikleri, barbar ve saldırgan oldukları belirtilmiş (Tekvin, 10/2), ayrıca günahkâr Yahudilerin ilâhî bir ikab olarak bu barbar kavimler eliyle cezalandırılacağından söz edilmiştir (Hezekiel, 38/1-23, 39/1-29). Yine bu kavimlerin ana yurdu kadim dünyanın kuzeyi ve/veya kuzeydoğusu olarak gösterilmiştir.

Diğer taraftan, Ye’cûc ve Me’cûc bazı hadislerde fitne ve fesatla ilişkilendirilmiş (Buhârî, “Hac” 47, “Fiten” 4, 28; Müslim, “Fiten” 1, 20; Tirmizî, “Fiten” 23, İbn Mâce, “Fiten” 9; İbn Hanbel, el-Müsned, I. 375; III. 27, 32, 77, 48, 64) ve bu hadisler genellikle kıyamet alametleri çerçevesinde açıklanmıştır (İbn Hacer, Fethü’l-Bârî, III. 574-575, XIII. 132-137). Benzer şekilde Hıristiyan gelenekteki fiten edebiyatında da Ye’cûc ve Me’cûc, Armageddon diye anılan kıyamet savaşı, Deccal ve Bin yıllık Tanrı krallığı gibi kavramlarla birlikte ele alınmıştır (Yuhanna’nın Vahyi, 20/7-8).

Son dönemde Evangelik Hıristiyanlar arasında ise Yecûc ve Mecûc’ün Ruslar olduğu yönünde apokaliptik görüşler savunulmuştur (Bıyık, “Hıristiyan Teolojisinde Deccal ve Yecüc-Mecüc Kavramları Üzerine Bir Değerlendirme”, s. 53-79). Buna mukabil Torah’ın çağdaş tefsirlerinde Gog-Magog, Hitler’in İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımına zımnî atıfla, kutsal toprakların kuzeyinde yaşayan Cermen kökenli bir ulus veya Almanlar olarak te’vil edilmiştir (Moşe Farsi, Tora ve Aftara, I. 58).

İslâmî kaynaklarda ve bilhassa tefsirlerde Yecûc ve Mecûc’ün Türkler olduğundan söz edilmiştir. Süddî, Dahhâk ve Katâde gibi tâbiûn müfessirlerinden nakledilen bu görüşlerin yanı sıra Ye’cûc ve Me’cûc’ün on veya yirmi küsur kabile olduğu veya üç sınıf Yecûc-Me’cûc bulunduğu da ileri sürülmüştür. Diğer taraftan, bir kısmı hadis olarak nakledilen muhtelif rivayetlerde çok büyük kulakları bulunan, yırtıcı hayvanlar gibi pençeleri ve azı dişleri olan, bütün vücutları kıllarla kaplı garip varlıklar şeklinde tasvir edilen Ye’cûc ve Me’cûc’ün kendi ölülerini yiyecek kadar vahşi oldukları, güvercinler gibi ses çıkarıp kurtlar gibi uludukları, hayvanlar gibi çiftleştikleri ve bütün suları içip tükettikleri de belirtilmiş (Taberî, Câmiu’l-Beyân, VIII. 281-282; Beğavî, Meâlimü’t-Tenzîl, III. 180-181; Kurtubî, el-Câmi’, XI. 38-39), ancak bu tür bilgileri muhtevi rivayetler İbn Kesîr ve Ebû Hayyân gibi müfessirlerce asılsız olarak değerlendirilmiştir (İbn Kesîr, Tefsîr, III. 104; Ebû Hayyân, el-Bahru’l-Muhît, VII. 221).

Ye’cûc ve Me’cûc erken dönem tefsir rivayetlerinde daha çok Türklere hamledilirken son dönemde genel olarak Ön Asya ve Orta Asya kökenli barbar kavimlerle ilişkilendirilmiş, bu bağlamda birçok müfessir Ye’cûc ve Me’cûc’ün Moğollar, Tatarlar ve İskitler olma ihtimali üzerinde durmuşlardır (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, XVI. 33; Mevdûdî, Tefhimu’l-Kur’an, III. 175). Bu konuda kesin bir tayinde bulunmak mümkün değilse de Ye’cûc ve Me’cûc’ün kadim zamanlarda Asya steplerinden güneye akın eden savaşçı ve barbar kavimlere işaret ettiğini söylemek mümkündür. Kehf 18/93. ayette Zülkarneyn’in iki seddin/dağın ötesinde karşılaştığı bildirilen kavmin “lâ yekâdûne yefkahûne kavlen” (Neredeyse hiçbir söz anlamazlar) diye nitelendirilmesi de söz konusu kavimlerin barbarlığına işaret sayılabilir.

Gerçi ayetteki bu ifade klasik tefsirlerin hemen hepsinde, “yabancı bir dili konuşmaktan kaynaklanan söz anlamazlık” şeklinde izah edilmiştir; ancak daha doğru izah, Nisâ suresi 4/78. ayetteki “lâ yekâdûne yefkahûne hadîsen” (Neredeyse hiç laf anlamıyorlar) ifadesine benzer şekilde, şerle iştigallerinden dolayı hayır adına hiçbir şey anlamamazlık yahut bedevilik ve barbarlıkları sebebiyle laftan anlamazlık şeklinde olmalıdır. Nitekim bazı tefsirlerde buna paralel izahlar da bulunmaktadır (Sa’lebî, el-Keşf, IV. 151; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, XVI. 31).

Ye’cûc ve Me’cûc’ün Türklerle özdeşleştirilmesi son dönemde şiddetle tenkit edilmiş ve asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapan Türk milletine böyle bir yakıştırmanın son derece yanlış olduğu belirtilmiştir (Cerrahoğlu, “Ye’cüc-Me’cüc ve Türkler”, s. 118-125). Anlaşıldığı kadarıyla bu tür tenkitlerin arka planında Zülkarneyn kıssasında geçen Ye’cûc ve Me’cûc’ün Enbiyâ suresi 21/95-97. ayetlerde kıyamete atıfla zikredilen Ye’cûc ve Me’cûc’le aynı olduğu düşüncesi yatmaktadır.

İki farklı suredeki Ye’cûc ve Me’cûc’ün kıyamet alametlerinden biri olarak ortaya çıkacak ve dünyayı fesada boğacak kavim veya kavimler olduğu düşünülünce, bu kavimlerin müslüman Türklerle özdeşleştirilmesi kabul edilemez bulunmuştur. Hâlbuki Zülkarneyn kıssasındaki Ye’cûc ve Me’cûc uzak geçmişteki bir tarihî hadiseyle ilgilidir ve bu hadisenin İslamiyet’in zuhurundan önceki zamanlarda vuku bulduğu şüphesizdir.

Bu açıdan bakıldığında, Ye’cûc ve Me’cûc’ün İslamiyet öncesi dönemlerde savaşçı ve saldırgan bir kavim olarak Türklere hamledilmiş olması anlaşılabilir bir şeydir. Enbiyâ suresi 21/95-97. ayetlerde zikredilen Ye’cûc ve Mecûc ise geçmişle değil gelecekle ilgilidir. Şu halde, Kur’an’da biri uzak geçmişte muhtemelen İskitler, Moğollar, Tatarlar gibi Orta Asya kavimlerine işaret eden, diğeri kıyamet öncesinde ortaya çıkacak olan iki farklı Ye’cûc ve Me’cûc’ten söz edilmektedir. Buna göre Ye’cûc ve Me’cûc’ün özel bir isimden ziyade bir vasfa işaret ettiği ve geçmişte olduğu gibi gelecekte de aynı vasfı taşıyan kavimlerin zuhur edeceğini söylemek isabetli olsa gerektir.

Bu takdirde, Kehf suresi 18/98. ayette Zülkarneyn’in dilinden aktarılan, “Rabbimin vaadi gelip çattığında bu seddi darmadağın eder” mealindeki ifadeyi, tefsirlerdeki hâkim görüşün aksine söz konusu seddin kıyamete kadar yıkılmayacağına hamletmek yerine hem düşman saldırılarına karşı son derece mukavemetli olduğuna hem de ilâhî güç ve kudretin karşısında hiçbir gücün duramayacağına dair bir tembih olarak anlamak gerekir (Kasımî, Mehâsinü’t-Te’vîl, VII. 79). Zira dünya üzerindeki her şey gibi bu seddin de doğal ömrünü doldurduğunda yıkılıp yok olması mukadderdir. Bütün bu mülahazalara binaen Ye’cûc ve Me’cûc’un hâlen Zülkarneyn seddinin arkasında mahpus oldukları ve onu aşmaya çalıştıkları tarzındaki geleneksel anlayış ve inanışın Kaf Dağı ve Zümrüdü Anka efsanesine benzer nitelikte olduğu söylenebilir.

Mustafa Öztürk

You may also like...

1 Response

  1. haci dedi ki:

    ahir zaman yaklaştı . ecüc mecüc milleti cinde yaşayan bir topluluk bunlarla hapis yattım havada ucan karada kacan hercanlıyı yiyip iciyorlar. cin patlayınca dünyaya dagılacak cok hızlı cogalacaklar halen bir cocukla sabitte duruyorlar. yaşın gencse görürsün.ben gaybı bilemem buda benim yaşadıklarımdan cıkardıgım tahminim. AMA TAHMİNLERİM HEP GERCEK OLDU.

Bir Cevap Yazın