VAZGEÇEBİLMEN İÇİN ÖNCE SAHİP OLMAN GEREKİR

image

“Mutluluk; herkesin doğuştan kazandığı bir haktır; o kovalanmaz. Eğer onu kovalamaya kalkarsan; seni asla bir yerlere ulaştırmayacak gölgelerin peşine takılır; tüm hayatın boyunca koşar durur; hayatını boşa harcarsın. Ama Amerikan kafası bu fikri kapmış… Her alanda; politikada, işte, dinde bir kovalamaca var. Amerikalılar sürekli hareket halinde ve çok hızlı ilerliyorlar; çünkü: ‘Eğer ilerliyorsan, neden hızla ilerlemeyesin ki?’ Ve nereye gittiğini de sorma; çünkü kimseler bilmiyor. Bir şey kesin: ‘Onlar son hızda gidiyor ve tüm yapabildikleri de bu… Bir kadından diğerine, bir erkekten diğerine, bir işten diğer işe; mutluluğun peşinde…’ Ve gariptir ki; ulaşmak istediğin yerdekiler, her daim eğlenir gibi gözüküyordur ve böylelikle kovalamacaya başlarsın ama oraya ulaştığında; önceden gördüklerin orada değildir. Çitlerinin ardındaki çimenler; her daim yeşil gözükür ama öyle olup olmadığın görmek için çitlerin üzerinden atlama; tadını çıkar. Eğer çitlerin diğer tarafı yeşilse, keyfine bak. Neden: ‘O çimler seninkilerinden daha mı kötü’ diye anlamak için çitlerin üzerinden atlayarak her şeyi mahvediyorsun? Böylesi bir durum; yıllardır evini satmak isteyen bir adamın başına gelmiş… Zamanında çok fazla para harcayarak, çok güzel bir ev yaptırmış. En iyi mimarları tutmuş, her şeyin en iyilerini kullanmış. Adam mutluluğun peşindeymiş. Ev tamamlanmış, çok güzel bir malikâne… Tamamen mermerden… Aradan birkaç gün geçmiş ve adam evin içinde mutluluğu aramaya koyulmuş ama mermerler çok soğuk, ev ölüymüş. Çok güzel bir ev ama cansız, soğuk… Sonra evi satmayı düşünmüş; çünkü ev onun için külliyen zararmış. Bir acente ile iletişime geçmiş; iyi bir emlakçı ile… Emlakçı demiş ki: ‘Satarız ama öncelikle en iyi dergi ve gazetelere; resimli iyi bir reklam vermemiz gerekecek. Çünkü bu çok güzel bir ev…’ Adam demiş ki: ‘İyi, ne gerekiyorsa yapın ama ben artık bu evden kurtulmak istiyorum.’ Adam ertesi gün gazete okurken; sayfanın birinde çok güzel bir evin ilanını görmüş. İlana bakmış; şiir gibi… Evin mermerleri üzerine şiirler düzülmüş, şarkılar bestelenmiş; geniş çimenlikler, güzel mi güzel çok eski ağaçlar… Ev ilanındaki tanımlamalar çok güzelmiş. Adam hemen ilandaki acenteyi arayıp: ‘Parası neyse vereceğim, benim için elinizde tutun. Hayatım boyunca böyle bir ev aramıştım’ demiş. Emlakçı da demiş ki: ‘Tamamdır, sorun yok. Size geliyorum, işlemleri kolaylıkla hallederiz.’ Emlakçı eve gelince adam gözlerine inanamamış; çünkü bu emlakçı evini satması için tuttuğu emlakçıymış. Adam demiş ki: ‘Bu ev nerede?’ Emlakçı demiş ki: ‘Beni arayan siz miydiniz?’ Adam demiş ki: ‘Bu senin numaran mıydı?’ Emlakçı demiş ki: ‘Tabii ki. Sizin evinizi tanımlamıştım. Çok fazla da arayan olmuştu ama siz bütün işi mahvettiniz. Evin size ait olduğunu anlayamadınız mı?’ Adam demiş ki: ‘Aman Tanrım! Bu ev mi?’ Başkası senin eşini tanımlasa ona âşık oluverirsin. Olay tamamen tanımlamaya bakıyor. Fakat insanlar her şeyin peşinden koşuyor. Muhtemelen bu koşma isteği de; onların kendilerinde eksik buldukları yönleri tamamlıyor. Hiçbir şey işe yaramıyor. Saraylarda da yaşasan; eski bir kulübede yaşıyormuş gibi mutsuz olacaksın. Eski bir kulübede yaşarken; yine mutsuzluğun için bir tesellin vardır. Çünkü eski ve çürümüş bir kulübede yaşıyorsundur. Mutsuzluğundan, sefaletinden, acından seni uzaklaştıracak bir açıklaman, bir bahanen vardır. Ve bir de; gün gelecek oradan kurtulacağına dair bir umudun vardır: ‘Bir saray olmasa da; en azından güzel, kendime ait küçük bir ev.’ İşte; bu umuttur insanları hayatta tutan: ‘Tekrar tekrar çabalamak…’ Ve insanların; bu umutları içlerinde tutmaları için izahları, bahaneleri de vardır. Defalarca denemek Amerika’nın felsefesi haline gelmiş… Ama bazı şeyler bu: ‘Defalarca deneme, çabalama’ alanının dışında kalır ve yalnızca çabalamaktan tamamen vazgeçtiğinde meydana gelir. Oturur ve dersin ki: ‘Yeter be yeter!

Alıntı

You may also like...

Bir Cevap Yazın