MUTLULUĞU ARADIKÇA MUTSUZ OLACAKSIN

Şayet mutluluğun peşindeysen bir şey kesindir: Onu yakalayamayacaksın.

Mutluluk her zaman bir yan üründür. O, doğrudan peşine düşmenin sonucu değildir.

TEMEL ZITLIK

Tüm soruların en önemli olanı şudur: Hakiki mutluluk nedir? Ve onu elde edebilmek için bir olasılık var mıdır? Hakiki mutluluk gerçekten mümkün müdür, yoksa sadece anlık bir şey midir? Hayat sadece bir hayal midir, yoksa elle tutulur bir yanı da var mıdır? Hayat doğumla başlayıp ölümle mi biter, yoksa doğumun ve ölümün ötesine geçen bir şey var mıdır? Çünkü ebedi olmadığı müddetçe hakiki mutluluk mümkün değildir. Mutluluk, anlık olanın içinde hep telaşlı kalacaktır; bir an için oradadır ve diğer anda ise gitmiştir ve sen karanlıklar ve mutsuzluklar içinde kalmışsındır.

Sıradan hayatta, uyanmamış olanın hayatında böyle olur. Saadet anları vardır ve mutsuzluk anları vardır; hepsi karışmıştır, karman-çormandır. Sana gelen bu mutluluk anlarını koruyamazsın. Kendi kendine gelir ve kendi kendine de gider; sen basitçe onun kurbanısın. Ve bu ikisi arasında — mutluluk ve mutsuzluk — ikiye ayrılmışsın. Hiçbir zaman huzur içinde kalamazsın.

Mutsuzluğa dönüşen mutluluk, bu ikisinin birbirinden ayrı olmadığını gösterir; belki aynı madalyonun iki yüzüdürler. Ve bir yüze sahipsen, diğeri de onun arkasında gizlenmiş olarak, kendini ortaya çıkarmak için fırsat kollayarak her zaman oradadır; ve sen bunu biliyorsun. Mutlu olduğunda derinlerde bir yerlerde, onun devam etmeyeceği, er ya da geç bunun biteceği, gecenin bastırmakta olduğu, bu ışığın sadece bir yanılsama olduğu; sana bir yararı dokunamayacağı, seni öteki kıyıya götüremeyeceği korkusu kol gezmektedir.

Senin mutluluğun gerçek mutluluk değildir; olsa olsa örtülü mutsuzluktur. Senin sevgin, sevgi değildir; olsa olsa nefretinin maskesidir. Senin şefkatin, inceltilmiş, rafine edilmiş, kültürel bir şekle bürünmüş, medenileşmiş öfkenden başka bir şey değildir; olsa olsa senin şefkatin, öfkeden başka bir şey değildir. Senin duyarlılığın, gerçek duyarlılık değildir; olsa olsa zihinsel bir egzersizden başka bir şey değildir; uygulanan belirli bir tavır ve yaklaşımdır.

Unutma: Tüm insanlık erdemin uygulanabilir olduğu, iyiliğin uygulanabilir olduğu, kişinin nasıl mutlu olunacağını öğrenebileceği, insanın mutlu olmayı başarabileceği; mutluluğu getirecek olan bir karakter yaratmanın, insanın gücü dâhilinde olduğu fikriyle büyütülmektedir. Ve tüm bunlar yanlıştır, kökten yanlıştır.

Mutlulukla ilgili olarak anlaşılması gereken ilk şey onun uygulanamaz olduğudur. Ona yalnızca izin verilebilir, çünkü o senin yarattığın bir şey değildir. Senin yarattığın her şey senden daha küçük, senden daha minicik olarak kalacaktır. Yarattığın şey, senden büyük olamaz. Resim, ressamın kendisinden daha büyük olamaz ve şiir, şairden büyük olamaz. Senin şarkın, senden küçük kalmaya mahkumdur.

Şayet mutluluğu uygularsan, sen tüm aptallıklarınla, tüm ego oyunlarınla, tüm cehaletinle, zihninin tüm kaosuyla hep arkada duruyor olacaksın. Bu kaotik zihinle bir kozmos yaratamazsın, zarafet yaratamazsın. Zarafet her zaman öte taraftan iner; o, çok büyük bir itimatla, eksiksiz bir teslimiyet içerisinde, bir armağan olarak kabul edilmelidir. Hakiki mutluluk, bir bırakmışlık halinin içindeyken gerçekleşir.

Fakat, bize elde etmemiz, hırslı olmamız söylendi. Zihnimiz kazanmaya çalışan birisininki gibi şekillendirildi. Eğitimimiz, kültürümüz, dinimiz; hepsi insanın hırslı olması gerektiği temel fikrine dayanır: Sadece hırslı insan doyuma ulaşabilecektir. O hiçbir zaman gerçekleşmedi, hiçbir zaman da gerçekleşmeyecek ama cehalet o kadar derindir ki, bu saçmalığa inanmaya devam ederiz.

Şu ana kadar hiçbir hırslı insan mutlu olmamıştır; aslında, hırslı kişi dünyadaki en mutsuz olandır. Fakat biz çocukları hırslı olmak için eğitmeye devam ederiz: “Birinci ol, en tepede ol ve mutlu olacaksın!” Ve, hiç aynı zamanda hem tepede olup hem de mutlu olan birisini gördün mü? Büyük İskender dünya fatihi olduğunda mutlu muydu? O, yeryüzünde yaşamış en mutsuz insanlardan birisiydi. Diyojen’in saadetini görünce kıskandı. Bir dilenciyi kıskanmak..?

Diyojen bir dilenciydi; hiçbir şeyi, bir dilenci tası bile yoktu. Buda’nın en azından beraberinde bir dilenci tası ve bir de üç adet kaftanı vardı. Diyojen çıplaktı ve onun bir dilenci tası yoktu. Bir gün nehre dilenci tasıyla gidiyordu. Ve sonra yoldayken, tam nehrin kenarındayken, bir köpek soluk soluğa koşarak yanından geçti, nehre atladı ve bir güzel banyo yaptıktan sonra doya doya su içti. Diyojen’in aklına şu fikir geldi: “Köpek benden daha özgür; bir dilenci tası taşımak zorunda değil. Ve şayet o başarabiliyorsa, niçin ben bir dilenci tası olmadan başaramıyorum? Bu, benim sahip olduğum tek şey ve bir gözüm hep onun üzerinde olmak zorunda çünkü çalınabilir. Hatta geceleyin bile bir iki kez, onun hâlâ orada mı yoksa gitmiş mi olduğunu hissetmem gerekiyor.” Dilenci tasını nehre attı, köpeğin önünde saygıyla eğildi ve ona, bu muhteşem mesajı varoluştan ona getirdiği için teşekkür etti.

Bu hiçbir şeyi olmayan adam, İskender’in zihninde kıskançlık yarattı. Ne kadar sefil olmuş olmalı! “Şayet Tanrı bana tekrardan bir doğum verirse, ona ‘Bu sefer lütfen beni İskender yapma; Diyojen yap!’ diye yakaracağım,” diye Diyojen’e itirafta bulundu.

Diyojen kahkahalarla güldü ve köpeği çağırdı — çünkü artık arkadaş olmuşlardı, birlikte yaşamaya başlamışlardı — köpeği çağırdı ve dedi ki: “Bak, dinle; ne saçmalıklar geveliyor! Bir sonraki hayatında Diyojen olmak istiyor! Niçin bir sonraki hayat? Niye erteleyesin? Bir dahaki hayatı kim bilebilir? Bir sonraki gün bile kesin değil, bir sonraki an bile kesin değil; nerde kaldı bir sonraki hayat! Eğer gerçekten bir Diyojen olmak istiyorsan, tam şu anda onlardan biri olabilirsin, şimdi, burada. Elbiselerini nehre fırlat ve dünyayı fethetmeyi toptan unut! Bu, silme aptallık ve sen de bunu biliyorsun.”

“Ve, perişan bir halde olduğunu itiraf ettin, Diyojen’in çok daha iyi, daha çok saadet içinde olduğunu itiraf ettin. O halde neden tam şu an bir Diyojen olmuyorsun? Nehrin kenarında güneşlendiğim yere yat! Bu kıyı her ikimiz için de yeterince büyük.”

İskender bu daveti kabul edemedi elbette. “Davetin için teşekkür ederim. Şimdi bunu yapamam ama bir dahaki hayatta…” dedi.

Diyojen sordu: “Nereye gidiyorsun? Dünyayı fethetmiş olduğunda ne yapacaksın?”

İskender, “O zaman dinleneceğim,” dedi.

Diyojen de, “Bu tamamen saçma sapan görünüyor, çünkü ben tam şu an dinleniyorum!” dedi.

Şayet İskender mutlu değilse, şayet Adolf Hitler mutlu değilse, şayet Rockefellerlar ve Carnegiller mutlu değilse; dünyanın tüm parasına sahip olanlar mutlu değilse, dünyadaki tüm güce sahip insanlar, onlar mutlu değilse… Dünyada başarılı olmuş insanlara sadece bir bak ve başarılı olma fikrinden vazgeçeceksin. Hiçbir şey başarı kadar başarısız olamaz. Her ne kadar sana hiçbir şeyin başarı kadar başarılı olamayacağı söylenmiş olsa da, sana diyorum ki hiçbir şey başarı kadar başarısız olmaz.

Mutluluğun başarıyla hiçbir alakası yoktur. Mutluluğun hırsla hiçbir ilgisi yoktur, mutluluğun parayla, güçle, prestijle hiç ilgisi yoktur. O tamamıyla farklı bir boyuttur. Mutluluğun senin bilincinle bir ilgisi vardır, karakterinle değil. Sana hatırlatayım; karakter sen değilsin, o senin oluşturduğun bir şey. Bir aziz olabilirsin ve şayet azizliğin uygulanmakta olan bir azizlikse, yine de mutlu olmayacaksın. Ve insanlar böyle aziz olurlar. Katolikler, Hindular, Jainalar; nasıl aziz olurlar? Onlar ne zaman kalkılacağını, ne yeneceğini, ne yenmeyeceğini, ne zaman yatılacağını santim santim, detaylı bir şekilde uygularlar…

Alıntı

 

You may also like...

Bir Cevap Yazın