LGBT İnsanları Anlamak

Herhangi bir meseleyi ele alırken o meseleyi anlaşılır bir hale getirmek, meseleyi kendi ele alınması gereken çerçeve içerisinde anlaşılır kılmak, o mesele ile ilgili çıkarsamalarda bulunup hükme bağlamak için nereden başlanmalı?

Meselenin kendisinden mi başlanmalı, yoksa meselenin sonuçlarından herhangi bir kısmıyla mı başlanmalı? Başka bir ifade ile olgudan mı yoksa olgudan neşet eden olaylardan mı başlanmalı mı?

Siz neye ulaşmak istiyorsunuz? Hakikate mi yoksa size lazım olan ve çıkarınızı kollayan sonuçlara mı ulaşmak istiyorsunuz? Keyfiliğe kapı aralayan bir yol ve yöntemle hakikate ulaşılabilir mi? Hâkim olan mahalle baskıları altında, siyasal politik tarafgirliklerin tesirinde, bireysel ve örgütsel bencilliklerin hesabıyla herhangi bir meseleye hakkaniyetle yaklaşılabilinir mi? Çatışmacı, korumacı, vaziyeti kurtarıcı yaklaşımlar hakikate ulaşmakta engelleyici nedenlerdir.

Yukarıdaki soruların ışığında gündeme gelen LGBT mevzusunun hak ettiğinden fazla gündemleşmesi, bunun gündemleşmeye neden olan zaman zarfı, gündeme geliş tarzı birçok problem içermektedir. Bu problemler konunun konuşulma olanaklarını ve anlaşılır olmasına engel olmaktadır. Ramazan ayında ve Müslümanların kutsallarını alaya alan slogan ve pankartların taşınması bu meseleyi duygusallıktan uzak bir şekilde ele almayı zorlaştırmaktadır. On üçüncüsünün gerçekleşmiş olduğu LGBT onur yürüyüşünün bu denli gündeme geliyor olması ise yakın bir zaman da yaşanmış olan genel seçimde Halkların Demokratik Partisinin seçim beyannamesinde eş cinsellere yer vermiş olması ve seçim sonuçların da HDP’nin barajı aşmış olmasının etkisi bulunmaktadır. Bu da meselenin politik bir malzemeye dönüşerek gündeme gelmesine neden olmaktadır ki konunun sağlıklı bir şekilde ele alınmasına engeldir.

LGBT (lezbiyen, gay, bisseksüel, transseksüel) konusunda asıl konuşması gerekenler antropologlar, insandaki hormon dengesi konusundaki ilgili tıbbiye dalı, psikologlar, insan bilime hâkim olanlardır. Dini boyutuyla ele alacak olanların ise bir önceki cümlede bahsettiğimiz alanlarda yeteri kadar bilimsel/ilmi veriye sahip olduktan sonra bu alanla ilgili istinbatta (çıkarsamada) bulunmaları isabetli olacaktır.

LGBT’nin gündeme gelişi LGBT insanlarının kendi olguları üzerinden gündeme gelmesi yerine cinsel sapıklık, fuhuş, livata üzerinden gündeme gelmesi konunun insani düzeyde anlaşılmasını engellemekte hatta nefret suçunu yaygınlaştıracak boyutlara vardırmaktadır. LGBT insanlarının nüfus sayımı hakkında ciddi bir veriye sahip olmamakla beraber yüz bin gibi bir tahmin yaparak konuya devam etmekte yarar görüyorum. Oysaki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki genelevlerde çalışmak zorunda kalan vesikalı kadın sayısı ile genel evler dışına fuhuş yapan kadın sayısı ve bu kadınlarla ilişkiye geçen erkek sayısı milyonları aşmaktadır. Fakat hiç kimse kadın ve erkek olgularını cinsel sapıklıkla eşleyerek kadın ve erkek olgusunu ele almamaktadır. Öncelikle konuyu hak ettiği bir metodoloji ve çerçeveyle ele alma zorunluluğu vardır.

Fuhuş T.C yasalarına göre karşılıklı rıza olduğu müddetçe meşrudur. Öncelikle bunun ahlak ve hukuk açısından sorgulanıp gerekli düzenlemesinin yapılması gereklidir. Ve fuhuş karşısında erkeklerde, kadınlarda, LGBT insanları da aynı konumdadır. Yasalar hepsi için geçerlidir. LGBT Mevzusunu tartışanlar eğer cinsel sapkınlık boyutuyla tartışıyorlarsa bu bütün insanlar için geçerlidir. Yok, eğer LGBT insanı olmanın kendisini cinsel sapkınlık olarak ele alıyorlarsa bu konuda tartışılacak çok boyut vardır. Çift cinsiyetli olmak, hormonsal denge problemi, cinsiyet tercihi gibi konular konuşulup vazıh bir şekilde anlaşılmadan kanaat bildirmek bilimsel/ilmi bir cüret sahibi olmayı gerektirir. Böylesine bir kanaatin yaratacağı etki toplumsal derin yaralar açabilir.

Kürtçe néremo diye adlandırılan ve İslam fıkhına hünsa diye geçmiş olan kavramların hilkatle ilişiğini yok sayarak bu konu konuşulamaz. Annesinden doğarken bu durumda olup zamanla gerçeklikleri anlaşılan Néremo/hünsa insanların yaşamları boyunca çekmiş oldukları sıkıntıları anlama çabası içine girmemiş bir toplumun bu insanları yargılayıp mahkûm etmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Néremo/hünsa insanlarını hali bir suçluluk hali değildir ki cezalandırılsınlar. Eğer bu durum bir suçun alameti ise bu suç bu insanların kendilerinin suçu değil hâşâ Xalık’ın suçu olmuş olur. Oysa bu insanların durumu aileleri tarafından fark edildiğin de toplumsal baskıdan kaynaklı olarak evlatlarını baskılamakta ve evlatlarına hayatı zindan etmektedirler. Belirli bir yaşa kadar bu baskılara dayanan Néremo/hünsa insanlar ayakları üzerinde durabilecek yaşa geldiklerinde kendilerine yaşam alanları arayıp ailelerinden kopmaktadırlar. Metropoller küçük kentlere nazaran bu insanlar için yaşam alanlarının mümkün olduğu yerlerdir. LGBT insanları toplumun ötekileştirici baskılarından kaynaklı içlerinde biriktirdikleri öfkelerini farklı zamanlar da dışa vurmaktadırlar. Metropollerde yaşam alanı dediğimiz yerler ise daha çok arka sokaklardır. Her türlü şiddetin, saldırının, tecavüzün yaşandığı yerlerdir. Toplum tarafından anormalleştirilenlerin normal bir yaşam alanı bulabilmesi ise ancak kendilerini gizleyerek var ettiği yerlerde mümkün olmaktadır.

Zina eden kadına had (recm) uygulaması gerektiğini söyleyen Yahudi din adamlarına İsa peygamberin söylediği anlamlı bir söz vardı: “içinizden günahsız olan ilk taşı atsın”. Evet, yargılamak ve mahkûm etmek kolay olanıdır. Zaten bu tahammül sınırlarının yerlerde süründüğü toplumumuzda herkes yargılayıp mahkûm edecek birilerini arıyor. Yargılamaktan önce anlamak asıl olandır. Anlam çabası içinde olmak ise yargılamaktan çok daha zordur. Varsa içinizden bir günahsız bu insanlara ilk taşı o atsın.

Gazete İpekyoldan

Beynin işlevleri ve eşcinsellik

You may also like...

Bir Cevap Yazın