İSLAM’DA “TERAVİH NAMAZI” DİYE BİR NAMAZ VAR MI?

IMG_1909.PNG

Teravih Namazı???

İsmini, rahatlamak veya dinlenmek anlamına gelen tervîha kelimesinden alan teravih namazı, Ramazan Ayı’nda yatsı namazını müteakip kılınan namazdır. Kur’ân’da yer almadığı gibi, Resûlüllah’ın sünnette de yeri olmayan bir namazdır. Nitekim bu namazın Hz. Ömer tarafından ihdas edildiğine dair bir tereddüt yoktur.

Teravih namazının aslı, Resûlülla’ın nafile olarak geceleri kıldığı namazlara dayanır. Formu farklı da olsa bi’setin ilk yıllarında Resûlüllah sabah akşam ikişer rekât namaz kılıyordu. Bunlara ilaveten ayrıca geceleri de ibadetder ve namaz kılardı. YDolayısıyla “gece namazı” henüz beş vakit namazın tamamı farz olmadan önce kılınan bir namazdır.

Resûlüllah’ın kıldığı gece namazına yakın dostları da iştirak ederdi. Ancak uzun uzun yapılan ibadetin bazı müminlere zor gelmesi üzerine bu namazın sadece Resûlüllah’a özgü namaz olduğu hususu, Müzemmil suresinin 20. ve İsrâ suresinin 79. âyetlerinde belirtilmiştir. Yani müminler bu namazı kılmaktan muaf tutulmuşlardır.

Medine’ye hicretten sonra da, Resûlüllah gece ibadetini sürdürmüştür. Bir rivayette Hz. Aişe validemizin seccade türü bir hasır yaptığı, bazen Resûlüllah’ın bu hasırı alıp Mescid’e gittiği ve gece ibadetini burada sürdürdüğü söylenir. Haddizatında Ramazan aylarında Resûlüllah’ın böyle bir hasır üzerinde Mescid’de itikâfa çekildiği de bilinmektedir.

Sözü edilen gece ibadeti/namazı, günümüzde Müslümanların kıldığı vitir namazıdır. Resûlüllah’ın bu namazı üç rekâttan on bir rekâta kadar kıldığına dair haberler bulunmaktadır. Ayrıca hayli uzun sureler okuduğu ve son rekâtta kunut adı verilen dualar yaptığı anlatılır.

Oruç farz kılındıktan sonra Resûlüllah Ramazan Ayı’nda da gece namazlarını zaman zaman Mescid’de kılmayı sürdürmüştür. Onu gören kimi sahabîlerin de Resûlüllah’a iştirak ettiği ve onunla birlikte gece namazı kıldıkları anlatılır. Olaydan haberdar olan diğer sahîler de ertesi gün gece Mescid’e gelip Resûlüllah’a iştirak etmişler ve üçüncü akşam daha kalabalık cemaat birikmiş. Resûlüllah biraz gecikince, kimisi “hayye ale’s-salâh” diye seslenip duyurmaya çalışmışlardır.

Rivayete göre Resûlüllah odasından Mescid’e açılan kapısını açıp bakmış, ancak Mescid’e çıkmayıp odasına dönmüştür. Cemaat de dağılmıştır. O günün sabah namazı kılınınca bazı sahabîler kapıdan bakıp çıkmamasının nedenini sormuşlar. Resûlüllah’ın onlara şu karşılığı verdiği söylenir:

“Gece toplanıldığınızı gördüm. Bu namazın size farz kılınmasından korktuğum için gelmedim” demiştir (Muvatta, “Salâtu fî-Ramazan”, 1; Müslim, “Salâtü’-müsâfirîn ve Kasruhâ”, 177; Ebû Dâvud, “Şehru Ramazan”, 1). Bu hadisi özellikle rivayet dincilerine ithaf ediyorum.

Buraya kadar anlatılanlara bakılınca, Resûlüllah’ın ashapla birlikte Ramazan’da “gece namazı” kıldığı namaz sayısı sadece üç gecedir. Dikkat edin adı henüz teravih olarak konmamıştır. Nitekim bu husus başta Hz. Aişe isnadlı bir rivayetlerde olmak üzere çeşitli kaynaklarca da desteklenir (Buhârî, “Salâtu’t-teravih”, 1).

Müslim’deki rivayette ise “birkaç gece” olarak yuvarlak bir ifade kullanılmıştır (Müslim, “Salâtu’l-müsâfirîn ve Kasruhâ”, 214). Bir başka rivayette ise yine ashabıyla beraber sadece üç gece kıldığı, sonra da vazgeçtiği söylenir (Müslim, “Salâtu’l-müsâfirîn ve Kasruhâ”, 178).

Bazı rivayetlerde ise Resûlüllah kendisiyle birlikte namaza iştirak eden sahabeyi görünce bundan memnuniyet duymuş, fakat yine kendisiyle birlikte toplu olarak kılmaya devam ederlerse bunun farz olacağından endişelendiği için, insanları toplu ibadet etmekten men edip, bireysel olarak evlerinde kılmalarını önermiştir. Hatta teşvik olsun diye de, “farz olan namaz istisna, bireysel olarak kılınan namazın en faziletlisi” olduğunu söylediğine dair rivayetler nakledilmiştir (Buhârî, “Edeb”, 75, “Ezân”, 81, “İ’tisâm”, 3; Müslim, “Salâtu’l-müsâfirîn ve Kasruhâ”, 213; Ebû Dâvud, “Tefriu’ ebvabi’l-vitr”, 11, “Şehru Ramazan”, 1).

En erken döneme ait rivayetlerde de görüldüğü üzere, aslında Resûlüllah’ın Ramazan gecesinde Mescid’de kıldığı namaz, kendisine has yükümlülük olan ‘gece namazı’dır. Ancak rivayetlerin hiçbirisinde, üç geceden fazla Resûlüllah’ın cemaatiyle beraber gece namazı kıldığından bahsedilmez.

Resûlüllah’ın gece namazının rekat sayısını tek sayılı olarak kıldığına dair nerdeyse rivayetlerde ittifak vardır. Ancak rekat sayıları değişiktir. Buna göre üç, beş, yedi, dokuz ve on bir rekat olarak “gece namazını” kıldığı söylenir. Hatta bir rivayette ne Ramazan’da ne de Ramazan haricinde Resûlüllah’ın on bir rekâtlık namaz haricinde fazladan bir namaz kılmadığından bahsedilir (Buhârî, “Salâtu’t-teravih”, 1).

Teravih namazının Hz. Ömer zamanında ihdas edildiğine dair herhangi bir ihtilaf yoktur. İddialara göre Hz. Ömer, Ramazan Ayı’nda insanların Mescid’de dağınık halde namaz kıldıklarını görünce, Ubeyy b. Ka’b’ı imam tayin etmiş ve cemaatle kılmalarını önermiştir. Hatta bayan cemaate de Temîm ed-Dâri’yi imam tayin etmiştir. Bazı iddialara göre Ubeyy b. Ka’b, cemaate yirmi gece teravih namazı kıldırmıştır. Namazın son yarısında, vitir namazında olduğu gibi ellerini açıp Kunut (dua) yaptırdığı söylenir (Ebû Dâvud, “Tefriu’ ebvabi’l-vitr”, 5).

İnsanlar bu namaza ilgi gösterince, Hz. Ömer’in hayli memnun olduğu ve bu uygulamanın taşrada da yaygınlık kazanması için valilerine talimat verdiği söylenir. Ancak işin ilginç yanı ise diğer namazlarda halife olarak kendisi imamlık yaparken, ihdas ettiği teravih namazına ayrı imam atamış. Dikkat edilirse Cuma namazı dahil vakit namazlarını ve bayram namazlarını kendisi kıldırdığı halde, teravih namazı için ayrı imam görevlendirmiştir.

İddiaya göre Hz. Ömer teravih namazını hicretin on dördüncü senesinden sonra ihdas etmiş ve cemaatle kılınmasını istemiştir. Böylece mezkûr tarihten beri, teravih namazı Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmış ve İslâm’ı gelenekte adeta Ramazan Ayı’ndaki farz namaz gibi telakki edilmiştir (Muvatta, “Salâtu fî-Ramazan”, 2; Buhârî, “Salâtu’t-teravih”, 1).

Bir rivayete göre Hz. Ömer zamanında, Ramazan’da yirmi üç rekât teravih namazı kılınıyordu. Bunun yirmi rekât olduğu ve son üç rekâtının vitir namazı olarak kılındığından söz edilir. Nitekim kimi rivayetlerde yirmi rekât kılındığından bahsedilir (Muvatta, “Salâtu fî-Ramazan”, 2). Muhtemelen bu tür rivayetler referans alınarak teravih namazının yirmi rekat olması gerektiğine dair görüşler serdedilmiştir. Ancak bu içtihatların hiçbirisi bağlayıcı değildir.

Sonuç itibarıyla Resulüllah teravih değil gece namazı kılmıştır. Bu gece namazı, teheccüd veya vitir olarak bilinen namazdır. Hz. Ebû Bekir döneminde de bu namazın kılındığına dair bir tek rivayet yoktur.

Not: Bu yazım, “Hz. Peygamber ve Namaz” adlı yeni çalışmamdan uyarlanmıştır. Ancak bu kadar özetleyebildim geniş bilgi inşllah kitap çıkınca…

ZORUNLU AÇIKLAMA: Her zaman söylerim yazdıklarm kimseyi değil, sadece beni bağlar. Kısa yazayım derken bu kaydı düşmeyi unutmuşum.

Ben insanların teravih namazı kılmasını değil teravih dindarlığını doğru bulmam. Senede bir ay da olsa insanların ibadet etmesi elbette ki güzel, buna kim ne diyebilir. Lakin ibadette aslolan devamlılıktır. Keza tarihi gerçeği yazıda görülen namaza ihtimam gösterilip farz namazların ihmal edilmesi ise son derece anlamsız ve bunun hiçbir izahı yok.

Aslında yazı uzun olduğu gerekçesiyle bu bağlamdaki değerlendirmelerimi, ayrı bir yazıda vermeyi düşünmüştüm. Ancak buraya kadar olan yorumları okuduktan sonra, buna gerek olmadığına karar verdim ve ayrıca burada kimseye bir şey anlatılmayacağını bir kez daha gördüm.

Ben bu yazıları yorulunca meşguliyet

olarak yazıyor ve burayı düşüncelerimi paylaştığım bir platform olarak görüyorum. Kimseyle tartışmak-müzakere etmek gibi bir derdim yok. Buna zamanım da yok zaten.

İnsanlar güzel güzel teravihlerini kılsınlar, lakin farz namazlara daha fazla ihtimam göstersinler. 

Çoğu dostlarım bağışlasın, ama anladım ki gereksiz yere vakit öldürüyorum. Bu nedenle zaman kaybetmenin bir anlamı yok. 

Bu arada yazıyı yazmama vesile olan özellikle Levent Özgünç ve soner Erdemir kardeşlerime teşekkürü unutmuşum, bağışlasınlar.

Kalbi selam ve muhabbetler

İsrafil BALCI

You may also like...

Bir Cevap Yazın