(HACCLA İLGİLİ) GÜZEL BİR BİDAT ÇIKARABİLİR MİYİZ?

Bu yazıyı, dünya genelinde Müslümanların yaşadığı savaşlar ve ölümler yetmiyormuş gibi, bir taraftan bayram edip sevindiği, diğer taraftan Mekke’de hac görevini yaparken meydana gelen izdiham sebebiyle yüzlerce hacı adayının öldüğü ve yaralandığı, böylece islam adına olumsuz bir imajın oluştuğu gün yazdığım için üzgünüm. Daha bir hafta önce inşaat vincinin tavaf edenlerin üzerine yıkılması nedeniyle yüzlerce hacı ölmüş ve yaralanmıştı. Verilen bilgilere göre son 25 yılda hac döneminde meydana gelen olaylarda 3500 hacı adayının öldüğü ve binlercesinin yaralandığı bilinmektedir. Hepsine Yüce Allahtan rahmet ve mağfiret, yakınlarına sabır dilerim.  

Bütün bunlara rağmen hala ders alınmadığını ve olayların önüne geçilemediğini görüyoruz. Bunun sebebi kişilerin eğitimsizliği, bilgisizliği, dikkatsizliği, ihmalkarlığı, talimatlara uymaması, söz dinlememesi, acele emesi, gibi şeyler olsa da, gerçekte ve en büyük sebebin doğmalaştırılan kültürün vahyin yerine geçmesi ve dinin yaşanamaz hale gelmesi gerçeğidir. 

 

Bunu bireysel ve toplumsal hayatımızın pekçok alanında görüyoruz ve yaşıyoruz. İslam coğrafyasında halkların yaşadığı cehalet, bağnazlık, taklitçilik, zulümler, iç savaşlar, toplu ölümler, göçler ve sefaletler bunun belgeleridir. Daha birkaç gün önce gerek can güvenliği için ve gerekse ekmek için yollara dökülen Suriyeli ve Iraklı göçmenlerin Avrupa devletlerinin sınır kapılarında yaşadığı utanç verici sahneleri, teknelerin alabora olmasıyla denizlerde binlercesinin boğulmasını hepimiz gördük. Afganistan’tandan Libya’ya kadar islam coğrafyasında süren savaşların yol açtığı toplu ölümler, intiharlar, yıkımlar, göçler ve sefalatler bütün dünyanın gözü önünde devam etmektedir. Elbette yüzyılların ihmalkarlığı, tembelliği, taklitçiliği ve kavmiyetçilikten mezhepçiliğe kadar türlü bağnazlıklarla kültürün doğmalaştırılması ve aklın aforoz edilmesi Müslümanları buraya getirmiştir. 

 

Yüce Allah, insanlar adam gibi yaşasınlar ve ahirette kurtuluşa ersinler, diye tarih boyunca vahiyler indirmekte ve peygamberler göndermektedir. Ama gel gör ki bu vahiyler Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta gördüğümüz gibi zamanla oluşan kültürlerle kuşatılarak çığırından çıkarılmakta ve doğmalaştırılan bu kültürün uydusu haline gelerek artık doğru anlaşılamaz ve yaşanamaz hale gelmekte, böylece Batı toplumlarında ve benzerlerinde gördüğümüz gibi zamanla ayak bağı haline gelerek hayattan dışlanmaktadır.

 

Bunun bir örneğini Hac ibadetinin yapılmasında yapılan kısıtlamalarda, yaşanan zorluklarda ve felaketlerde görüyoruz. Yüce Allahın âlemlere rahmet, hidayet, sıratı müstakim, vd. olarak indirdiği, müminlere hiçbir zorluk yüklemediği (5 Maide/6; 22 Hac/78) dininde bir bidat çıkarmak yahut bir gedik açarak içerde ve dışarıda fırsat kollayan hainlerin ve düşmanların ekmeğine yağ sürmek için değil, sadece vahyin kültürel anlayışa nasıl kurban edildiğini, bundan dolayı da mesela hac ibadetinin müminler için nasıl riskli ve milyonların yerine getirme imkânı bulamadığı bir ibadete dönüştüğünü

 

göstermek istiyoruz. Geçmiş yüzyıllarda gündeme gelip gelmediğini bilmiyoruz ama bu sıkıntıyı yaklaşık 20-25 yıl önce Türkiye’de ismi lazım değil, ekran meşhurlarından bir hocanın gündeme getirdiğini biliyoruz.  

 

Bilindiği gibi Fıkha göre Hac, sağlığı, yol emniyeti ve mali durumu uygun olan akil ve baliğ hür kişiler üzerine farz olup senede yalnız bir günde yapılabilir. Fıkıh kitaplarında bunun detayları anlatılır ve ulemaya göre gerekçeleri sıralanır. Oysa Yüce Allah günden değil, haccın bilinen aylarda olduğundan söz ederek şöyle buyurur:

 

“Hac belli aylardır/belli aylarda yapılır. Bu aylarda hac için ihrama girenlerin cinsel ilişkiye girmesi, haram işlemesi ve tartışma yapması haramdır. Ne iyilik işlerseniz Allah onu bilir…”(2 Bakara/197).

 

Ayete baktığımızda hac ibadetinin yapılageldiği gibi yalnız bir günde değil, bilinen aylarda olduğunu söylediğini görüyoruz. Bu çoğulluk ayetteki ‘eşhur’(aylar) kelimesinin yerine kullanılan ‘hunne’ zamirinden de anlaşılmaktadır. Arap dilinde ‘ef’ul’ vezni, 3-9 arasındaki azlık çoğulu belirten bir kiptir.

 

Bazılarına ve bana göre bu aylar Haram Aylar olarak bilinen Muharrem, Receb, Zilkade, Zilhicce ayları iken (Haram aylar için bakınız. 2 Bakara/217; 9 Tevbe/5, 36), genel kabule göre bunlar Ramazandan sonra başlayan Şevval, Zilkade ve Zilhicce’nin ilk on günüdür. 

 

Bunlardan hangisi kabul edilirse edilsin ayetin bir günde değil, haccın bilinen aylarda olduğunu söylediğini görüyoruz. Durum böyle iken haccın bugüne kadar sadece Zilhicce’nin bir günde yapılabileceği kabul edilmiş ve uygulama bugüne kadar böyle olmuştur. Böyle olması gerektiği bazı gerekçelere dayandırılarak savunulmuş ve aksini söylemenin önü kesilmiştir. 

 

Bu anlayışa göre Hz.Peygamber ilk ve son kez olarak yaptığı hac ibadetini ihrama girmek, kudüm tavafı, Safa ile Merve arasında sa’y, Mina’ya varış, Müzdelife üzerinden Arafat’a çıkış, şeytan taşlama, ifada tavafı, kurban kesmek ve traş olmak üzere beş gün önceden başladığı hac ibadetini bugün yapmıştır. Yani Sünnet böyledir ve hangi gerekçe ile olursa olsun bunu değiştirmeğe veya geniş zamana yaymaya çalışmak Sünneti, Raşid Halifelerin ve bugüne kadar süren ümmetin uygulamasını çiğnemek olur ve haccın sosyal işlevini azaltır. 

 

“Hac bilinen aylardadır, buyurularak genel bir ifade ile anılan hac ibadetinin yerine getirilme vakti, bizzat Hz.Peygamberin bu uygulamasıyla tam olarak tayin ve tespit edilmiş oldu, bugüne kadar ki uygulamalar da bu şekilde sürdürüldü. Bu sebeple ayette geçen ‘Hac bilinen aylardadır’ şeklindeki mutlak ifadeye bakarak bu ibadetin belirtilen iki ay on günlük müddet içinde başka günlerde de yapılabileceğini veya bazı güçlükleri azaltmak ya da ortadan kaldırmak için bu süre içinde farklı zamanlarda yapılabileceğini düşünmek, bizzat Hz.Peygamberin, Hulefa-i Raşidinin ve bugüne kadar gelmiş geçmiş Müslüman bilginlerin görüşlerine ve 1400 seneyi aşkın bir süredir yürütülen uygulamaya aykırıdır. Doğabilecek güçlükleri ortadan kaldırmak için yeterli imkanların mevcut olduğu bugünkü şartlarda böyle bir değişiklik gereksizdir. Ayrıca yapılacak değişikliğin, bu ibadetin-yukarıda önemi ve değeri bir ölçüde ifade edilen-dini, ahlaki, sosyal, siyasi işlevini de zayıflatacağında kuşku yoktur”1.

 

Evet, Hz.Peygamber zamanında ve Müslüman nüfusun az olduğu sonraki yüzyıllarda

 

uygulama böyle olmuştur ve Müslümanlar hac yaparken bugün yaşadıkları sıkıntıları yaşamamışlar ve hac ibadetini kota nedeniyle yerine getirme engeliyle karşılaşmamışdır. Çünkü:

 

1-Resulullah zamanında ve bir döneme kadar Mekke vadisi sadece hacca gelenlerin değil, birkaç katı nüfusu bile barındırmaya yetiyordu. Onun için bugünkü gibi bir buçuk milyarlık Müslüman arasından hacca gitmek isteyen milyonlar söz konusu değildi. 

 

Ayrıca hergün islama girenlerin sayısının arttığını biliyoruz. Bu mantıkla gidilirse gün gelip bütün dünya Müslüman olur ve gücü yetenlerin tümü hacca gelmek isterse hepsinin bir günde Mekke vadesinde toplanması nasıl mümkün olacaktır? Yoksa yine kota uygulanarak yol bulabilenler ibadet görevini yapar, bulamayanlar da hava alırlar mı denilecektir? Yahut günahları, kültürü doğmalaştırarak engel olanlara mı yüklenecektir?

 

2-Bugün ise dinin belirttiği şartlara sahip olup hac ibadetini yerine getirmek isteyen milyonlar olmasına karşın, Mekke’nin fiziki imkânları buna elvermemektedir. Örneğin, kota uygulaması olmadığı taktirde sadece Türkiye’den bir yılda birbuçuk milyona yakın insan hac ibadetini yapmak istemektedir. Suudi Krallığı harem alanını genişletmek, Arafata, Müzdelife ve Mina’ya daha geniş yollar açmak için hemen her yıl tadilat yapmakta, tüneller açmakta, genişletme ve modernleştirme çalışmaları için milyar dolarlar harcamaktadır. Bütün bunlarla beraber fiziki imkanlar elvermediği için Suudi Krallığı haklı olarak kota uygulamakta, bu sebeple milyonlar hac farzını yerine getirememektedir. 

 

Bazıları bunu “Ona yol bulabilen herkesin Kabe’yi haccetmesi Allahın insanlar üzerinde hakkıdır…”(3 Ali İmran/97) ayetindeki ‘yol bulma’ kaydına bağlıyorsa da, bu doğru değildir. Çünkü bugün yol engelini maddi imkansızlıklar ve yolun güvensizliği değil, Müslümanlar kota uygulayarak, yol masrafını katlayarak ve izdihamlarda insanların ölümüne sebep olarak kendileri çıkarmaktadırlar. Son 25 yılda düzensizliklerin ve izdihamların yol açtığı kazalarda binlerce hacı adayının öldüğü ve yaralandığı bilinmektedir.

 

3-Hz.Peygamberin ömründe bir kez ve belirtilen tarihte hac yaptığı bilinmektedir. Varsayım olarak Resulullah daha uzun yasaydı ve birkaç kez daha hac yapsaydı yine de aynı gün ve tarihte yapacaktı. Çünkü belirttiğimiz gibi o gün için Müslümanların nüfusu ve Mekke’nin fiziki imkanları buna elverişliydi. 

 

4-Hz.Peygamberin, bize göre haram aylarda, genel kabule göre ise iki bayram arasındaki 70 günlük zamanda hac yaptığı günden başka zamanda hac etmenin yasak yahut geçersiz olduğunu söylediğini bilmiyoruz. Kısaca, “Bugünden başka zamanda hac yapılmaz” dediği yoktur. Onun için Hz. Peygamberin bilinen günde veya tarihte hac yaptığını ve hem Raşid Halifelerin hem ümmetin bugüne kadar uygulamasının bu şekilde olduğunu söyleyerek haccın en azından 70 günlük zaman içinde yapılamayacağını, böyle bir şeyin sünnete muhalefet olduğunu söylemek doğru değildir.

 

5-Zamanın darlığı nedeniyle bugün hac yapmanın maliyetinin ne kadar yüksek olduğunu ve gerek Suudi Krallığında ve gerekse başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinde turizm şirketlerin çoğunun bu işi ticarete dönüştürdüğünü biliyoruz. Oysa genel kabulde olduğu gibi bu iş en azından yetmiş günlük zaman dilimine yayılırsa bu tekelciliğin, istismarın ve Harem alanını genişletmekten demir yolu döşemeye, yürüyen merdivenler yapmaktan tüneller açmaya kadar Suud Krallığının hemen her yıl milyarca dolar harcama yapmasına ihtiyaç kalmayacak, Osmanlının yaptırdığı revakların sökülüp

 

sökülmeyeceği kavgası yaşanmayacak, buradan yapılacak tasarruflarla zulümler, felaketler ve savaşlar sebebiyle sefalet ve göç yaşayan milyonlarca Müslümanın ihtiyaçları karşılanabilecektir.

 

6-Kurban Bayramı bütün Müslümanlar arasında şimdi olduğu gibi yine Zilhicce ayının onuncu günü olarak kutlanmalıdır. Haccın en azından yetmiş günlük süreye yayılması Kurban Bayramının Zilhiccenin onuncu gününde kutlanmasına engel değildir.

 

7- Haccın geniş zamana yayılması sosyal işlevini yerine getirmeye engel değildir. Belirtilen tarihler arasında toplanacak hacı adayları arasında bu işlevin gerektiği gibi gerçekleşmesi yeterli olur.

 

Kaldı ki hac, sadece değişik coğrafyalardan gelen hacıların karşılaşması, tanışması, görüşüp konuşması ve birtakım ticari işler yapmasıyla kalmamalıdır. Bunun yanında dünya Müslümanlarının yıllık genel kongresi işlevi görmeli, Müslümanların ortak ve bölgesel sorunlarının görüşüldüğü ve çözümlerin üretildiği ulema arasında düzenlenecek toplantılar yapılmalıdır.

 

Biliyorum, kültürü doğmatikleştiren ve bu sebeple dini yaşanamaz hale getiren zihniyet sahipleri bu işe bidatçılık, reformculuk, modernizm, nabza göre din ve emperyalizmin ümmeti bölme çabaları diyeceklerdir. Ama gaye doğrunun ortaya çıkması ve insanların Allahın dinini öğrettiği şekilde yaşaması olduktan sonra ne denirse denilsin önemli değildir. Çünkü Allahın öğrettiği gibi inanmak ve yaşamak her türlü nitelemenin ve tasnifin üstündedir. Önemli olan, Allahın rızasıdır. 

 

Unutulmamalıdır ki din Allahın indirdiği ve Resulünün bildirdiği ve uyguladığıdır. Kültür ise zamanla oluşan anlayışlar ve uygulamalardır. Kurtuluş, ancak Allahın indirdiği dine göre inanmak ve yaşamakla olur. Kültürden vahye ve onun uygulamasına uygun olanlar alınır ve kullanılır. Aykırı olanlar ve dinin tabiatına ters düşenler ise ayıklanır ve atılır. 

 

Kültürün din olarak algılanması ve dogmatikleşrilmesi dinin anlaşılmaz ve yaşanmaz hale gelmesine ve dışlanmasına sebep olur. Bunun örneğini Hıristiyan Batıda gördüğümüz gibi Müslüman coğrafyasında da görüyoruz. Oysa Yüce Allah dinde müminlere bir zorluk yüklemediğini (5 Maide/6; 22 Hac/78) ve namazın her rekatında okuduğumuz gibi hidayetin ancak onun dinine bağlılıkla olduğunu belirtir.

 

Geleneksel bidat tasnifine göre söylersek, imkanı olan ve yol bulabilen her müminin hac ibadetini yapabilmesi, can ve mal emniyetinin sağlanabilmesi için güzel (!) bir bidatın2 işlenmesini teklif ediyoruz. Şöyle ki:

 

 

 

2-Bid’atın artırma, eksiltme veya değiştirme yoluyla dinde değişiklik yapmak olup iyisinin yahut güzelinin olamayacağını görmek için ŞEYTAN ÜÇGENİ: BİD’AT, TEVESSÜL VE ŞEFAAT, kitabımıza bakınız.(Düşün Yayıncılık, İstanbul 2011) gerçeğine karşın, kitaplarımız bidatın güzel/iyi ve çirkin/kötü olmak üzere ikiye ayrıldığını söylemekte ve Hz.Ömer’in Teravih namazını yirmi rekat ve cemaatle kıldırması, Kur’anın toplanıp Mushaflaştırılması ve hadislerin toplanması gibi kendilerine göre sahih buldukları örnekler vermektedirler. Oysa “Allah, bid’at sahibinin amelini kabul etmez”(İbni Mace, mukaddime, 7), ”Her bid’at sapmadır ve her sapma ateştedir/ateşe götürür”( Müslim, cuma, 43, Ebu Davud, sünnet, 5, Nesai, îdeyn, 22, İbni Mace, mukaddime, 7). rivayetlerinde belirtildiği gibi ne şekilde olursa olsun dini bozmanın yapanları ateşe götürdüğü bir gerçektir. Onun için bidatın, yani dini değiştirmenin iyisinin veya güzelinin olmadığını bilmek lazımdır. 

 

 

 

a-Haccın belirli aylarda yapıldığını söyleyen Ali İmran/197.ayetin söylediğine uygun olarak hac ibadeti haram aylar boyunca olmasa da, en azından iki bayram arasındaki yetmiş günlük süre içerisinde yapılabilmelidir. 

 

b-Bunun için bütün kotalar kaldırılmalı ve şartlarına sahip bütün müminler hac ibadetini bu süre içinde yerine getirebilmelidir.

 

c-Hac hizmetinin altından kalkabilmek için Suud Krallığının yapacağı yatırımların bedelleri dünya genelinde muhtaç Müslümanlara dağıtılmalıdır.

 

Böyle bir uygulama, müminlerin ibadet edememesinden, hac için ağır mali bedeller ödemesinden, hizmet alanı açmak için Suud Krallığının milyar dolarlar harcamasından ve neredeyse her yıl yığınla yaşanan can kayıplarından daha iyi değil midir?

İbrahim Sarmış

You may also like...

Bir Cevap Yazın