CÜCÜKLEŞTİREN “HÜSNÜ ZAN” TEORİSİ

Uzun yıllardır “hizmet” şebekesinin derinlikli darbelerine (Kabe baskınından 12 Eylül darbesine, 28 Şubattan Mavi Marmara’ya kadar bir sürü darbe) maruz kalmasına ve 17 Aralık olayına kadar yine “hizmet”karların bir sürü tezgah ve tuzaklarını yaşamasına rağmen Müslüman camianın, devamlı “hüsn-ü zan teorisi”ne (iyi zan teorisi) sığındığı ve top yekun hazırlıksız olduğu ortaya çıkmıştır. Büyük bir gaflet ve dalalet üreterek Müslümanlığın “ıstihmarlaştırılması”na “hizmet” eden hüsn-ü zan teorisi, aslına bakılırsa Allah ile aldatmanın meşrulaştırım biçimidir. Müslüman basiret ve ferasetini ortadan kaldırmaya “hizmet” ederek kalpleri körelten, gözleri büyüleyen hüsn-ü zan teorisi, iyi düşünmek ve doğru davranmak anlamına gelmemektedir. Özellikle günümüzün kaotik toplumsal ilişkiler ağında “zan”nın neredeyse hepsinden kaçınmak, kılı kırk yararak hareket etmek, sürekli zihni ve kalbi muhasebe ve kritikle halleşmek ve Müslümanlığı bağlamından çıkarmaya dönük özellikle “din kisveli” oluşumlara karşı tetikte olmak, kuzu postunda kurtlara “hizmet”karlık edenlerin şerrinden emin olmanın ve onları iyot gibi açığa çıkarmanın en mükemmel yoludur. Bu demek değildir ki, kin, öfke ve düşmanlıkla hareket edilsin. Aksine “sen”i “sen”le vurmak isteyen “hizmet”karların bela ve musibetine karşı teyakkuz halinde olmak, İslam’ın izzetli ve adil “duruş”undan başka bir şey değildir. Aynı zamanda her şeye karşı daima hazırlıklı olmanın erdemi, hüsn-ü zannı rafa kaldırmaktan geçmektedir.   

Müslüman camianın hazırlıksızlığın temel gerekçelerinden biri, “görüntüde” kendisine benzeyen “hizmet” şebekesini, sadece şekilsel durumları ile değerlendirerek hakikatler üzerinden analiz edememiş olmasıdır. Şekilsel bazı emarelere göre analiz yapılmış olsa bile (alınları secdeye geliyor, ibadetlerini yerine getiriyorlar, gece gündüz, uzak yakın demeden tüm dünyada neye ve niçin olduğu anlaşılamasa da “hizmet” etmeye çalışıyorlar vb) her daim kurtlara “hizmet”le görevli şebekenin bariz ihanet semptomlarını anlayabilecek olan sufi ve eleştirel aklın, “iyi” kavramının ardında “zan” akan bir kavram yani “hüsn-ü zan” ile dumura uğraması tezat bir duruma işaret etmektedir. Sufi aklı burada özellikle sadece zahire değil batına göre de düşünen ve eleştiren kalbi ve zihni ameliye anlamında kullanmaktayım. Gerçeklerin görünen yüzünün ardındaki içkin ve aşkın hakikati okuyabilme yeteneği olarak sufi akıl, hepimizin ihtiyaç duyduğu yol gösterici fonksiyonunu icra etmeyi bıraktığı an, Müslümanlığın tuzak ve kumpaslarda boğulmaya başladığı andır. Hüsn-ü zan teorisi, “illet-i gai”yi (amaçsal sebep) perdelemenin bir başka adı olarak uzun yüzyıllardır Müslümanlığın en büyük tehdit kaynağı olmuştur.

 

“Din” kisveli bir şebeke düşünün ki, Müslümanlardan çok güç, iktidar, çıkar merkezli odaklarla hemhal olmakta, müşriklerin zihin dünyasında yıkanmakta, İslam’a hizmetten çok devlet kalelerini fethe koşmakta, “hizmet-ticaret-siyaset” dengesini yitirerek neyin araç neyin amaç olduğunu bilerek karıştırmakta, tüm zalim iktidarların gözdesi olup mazlumlardan yana tavır almamakta, sözde sivil toplum hareketi olduğunu söyleyip özellikle dünya Müslümanlarının hiçbir sivil toplum sorunu ve pratiğine el atmamakta iken hala Müslümanlığı zehirleyen hüsn-ü zan ile hareket edip şüphe duymamışsak, hüsn-ü zan girdabı bizleri esir almış, psikolojimizde garip giden bir şeyler var demektir.

 

Sorun, melek görünümlü şeytani şebeke(ler)in değil, bunca “ısırılmaya” rağmen bizim onların yüzünü göremiyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. İmanlı kalpler korku ve ümit arasında bir dengede olmak yerine “zan”na kapıldıkları gün, ardı arkası kesilmeyen “zam”ların kurbanı olmaya mahkumdur. Başımıza gelebilecek harici ve dahili bedbaht ve hüsn-ü zan teorisyenlerine karşı dikkatli ve tedbirli olmanın yolu toplumsal ve siyasal tezkiye ve muhasebeden geçmektedir. Ancak her türlü zorluğu Allah’ın inayetiyle aşabileceğine dair inancı da korumalıdır. Ümit ve korku duygusundan birinin ağır basması durumunda muhakeme yeteneği sakatlanacaktır.

 

“Ak Parti ile Türkiye’de, Arap Baharı ile Ortadoğu’da Müslümanlar iktidar oldu, ABD de bunu kabullendi ve “ılımlı İslam” teorisine destek veriyor” cümlesi ile özetlenebilecek aşırı iyimser yorumları bir yıl öncesine kadar sıklıkla okuyup duymaktaydık. Halbuki benim gibi bir avuç insansa “model ülke Türkiye” safsatasının bir yalan olduğunu, ABD ve İsrail çıkarlarına uygun yeni bir Ortadoğu yaratılmak istendiğini ve bu iş için de Türkiye’nin kurban seçildiğini söylemekteydik. Ne yazık ki bizim öngörümüz doğru çıkarak önce Suriye, sonra Mısır ve en son Türkiye’de meydana gelen olumsuz olaylar aşırı ümitlenmeden kaynaklanan “hüsn-ü zannın” ne derece hatalı olduğunu gösterdi. Halbuki gayr-i Müslim ulusların dış politikadaki tercihlerini sadece pragmatik beklentilerine göre stratejik akılla belirlediklerini aklımızdan çıkarmamamız gerekirdi. Neticede İslami camia olarak, hüsn-ü zannımız sayesinde tüm dünyada esaslı bir kazık yemiş olduk.

 

İç politikada, devletin en etkin birimlerini (eğitim, emniyet, yargı ve ordu) ele geçiren şebekenin yaptığı operasyonlar, Ak Parti iktidarının önündeki dikenleri temizleme işlevi olarak görülmekteydi. Haksız ve hukuksuz da olsa hapse tıkılan insanların “İslam düşmanı” kötü insanlar olduğu kanaatinden beslenen zulme ses çıkarılmaması, hüsn-ü zanna “hizmet” eden tam bir aymazlık hali idi. Hukukun ve kuralların keyfi şekilde eğilip bükülmesinden nasıl bir kötülük doğabileceği ancak tehdit kendisine yönelince haberdar olan bir hüsnü-ü zancı akıl, elbette ki vicdandan yoksun olarak adlandırılmayı hak etmektedir.

 

Şu anda yine bir psikolojik dengesizlik haline sürüklenmekteyiz. Bir tarafta dünyada ve Türkiye’de Müslümanların başına gelen musibetlerin kesin bir kıyamet alameti olduğu ve artık buradan toparlanmanın mümkün olmadığını düşünenler bulunmaktadır. Karşı tarafta ise Ak Parti ve Erdoğan’ın her çatışmada olduğu gibi bu badireyi de aşacağını, yeni istihdam edilen ala “tetikçilerin” ülkeyi derinden tehdit eden camiaları yok edeceğini, Suriye’de Esad’ın birkaç ay içinde devrileceğini ve Mısır’da darbe yönetiminin iktidardan düşeceğini bekleyen aşırı ümitvarlar bulunmaktadır. Her iki grup da normal bir psikoloji ile yani serinkanlılıkla olaylara bakamadıkları için ciddi bir yanılgı içindedirler.

 

Ak Parti iktidardan tamamen gitse bile bu ne Türkiye’de ne de Dünyadaki Müslümanlığın sonu anlamına gelmektedir. Halis kalp ve sufi/eleştirel akılla cehd etmeye yeniden başlanılması elzemdir. Ama hüsn-ü zannın esiri olmuş Müslümanlığın yolu uzun ve çetin olacaktır. Ümitvar olan “hüsn-ü zan” sahiplerine tek bir şey söyleyeceğim. Yine yanılıyorsunuz hem de aynı delikten ikinci… defa sokulanların durumuna düşerek. Gelin hep birlikte “deliği” değiştirmeyi deneyelim…

 

Adem Çaylak

You may also like...

Bir Cevap Yazın