“CÜBBELİ” “DİN”İN HAKİKAT KORKUSU

Bu köşeyi takip edenler bilirler ki, bizim işimiz şahıslarla değil zihniyetledir.

Düşüncenin dönüşümü, şahısları hedef alan bir ameliye ile değil, kurulu düzeni meşrulaştıran zihniyeti sürekli ıslah edici eleştirel akla tabi tutmakla imkan dahiline girebilecektir. Sürekli zihniyet eleştirisi yapmanın hakikate vasıl edecek erdeminden sapmamanın farkındalığı ile hareket etmeyi büyük bir sorumluluk addetmekteyim. Lakin,  kamuoyunda Cüppeli Ahmet hoca diye bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün merhum Ali Şeriati’ye küfreden vaazını http://www.youtube.com/resultssearch_query=c%C3%BCppeli+ahmet+hoca+ali+%C5%9Feriati) dinledikten, Cüppeli Ahmet hocanın düştüğü derekeye düşmemeye gayret sarf ederek kendisi şahsında Türkiye’de büyük koyulukla var olan bir zihniyetin geldiği noktayı ortaya koymak istiyorum.

Aslına bakılırsa Ali Şeriati’yi anlaması ve muhakame etmesi mümkün olmayan Cüppeli Ahmet hocayı(ki vaazında Ali Şeriati’yi hiç okumadım diyerek, bilgi sahibi olmadan fikir yürütmenin erdem ve ahlaktan yoksun en güzel örneğini vermektedir) dikkate alıp bu köşeye taşımak gafletinde bulunmak istemezdim.  Ancak söz konusu zihniyetin Türkiye ve İslam dünyasında sadece Cüppeli Ahmet hoca ile sınırlı olmadığını bildiğimden ötürü, sizlerin affına sığınarak, Ali Şeriati nezdinde fikri derinlik ve ilmi kuşatıcılıkla sorgulayıcı ve duruş sahibi bir İslami erdem adına, bu satırları yazmamın Allah’a karşı şahitlik görevi olduğunu düşünmekteyim.

Söz konusu vaazında Cüppeli Ahmet hoca, 20. Yüzyılın ikinci yarısının en önemli Müslüman mütefekkirlerinden birisi olan, Ali Şiası ve Safevi Şiası isimli meşhur eserinde de ortaya koyduğu gibi ne “Asa”ya (Şia) ne Musa’ya (Sünni) yaranan ve bu özelliğinden dolayıdır ki, her iki mezhebist aşırılığın hiddetine mazhar olarak mezhepler üstü bir “dini hakikat” arayışçısı olan  merhum Ali Şeriati için, “Lanetli Şia köpeği, müfsid Deccal, şerefsiz, serseri, Şiilerin en pislerindendir, gebersin Ali Şeriati’ler, Allah kabrine ateş düşürsün” gibi buraya yazmaktan büyük haya duyduğum küfürler etmektedir.  Kur’an ve hakikati arayan eleştirel kalbi akılla çelişen uydurulmuş pek çok hadisle, dine yön vermek isteyen tarihsel “hurafeler edebiyatı”ndan mülhem böylesi bir zihniyet, neredeyse dinin önüne geçen “mezhebizm”in geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Aşırı Şiaist ya  da Sünnist tutulmanın gadrine uğrayan Ali Şeriati’nin, “Cüppeli din” zihniyetini bu kadar rahatsız etmesi normaldir. Bununla kalmayarak, “dine karşı din” hareketlerine ilham kaynağı olmasına vesile olan “Cüppeli din”in temsilcisi olan Cüppeli Ahmet hoca, Ali Şeriati’nin Şiaist olduğu yanılgısı ve Sünnist tutulmanın cezbesi altında, “Kahrolsun Ehl-i Sünnet dışı akımlara mensup olanlar” diyerek kendisine yakışan bir üslupla, bağlılarına yemin ettirmektedir. Hakiki dinin içine boşaltan ve İslam dünyasının bugünlere gelmesine vesile olan kavmiyetçilik ve iktidarla örülü “mezhebizm”in geldiği nokta ne yazık ki burasıdır. Bu kültürde, “akletmez misin, sorgulamaz mısın, taklid-i imandan tahkik-i imana sürekli bir yenilenme içinde olmaz mısın” diyenler, aynen “Cüppeli” dinin vaazında belirttiği gibi “felsefe işte, felsefe ahmaklıktır” diyecek kadar fikir ve hakikatten korkmaktadırlar.  Sadece hurafeci, tevilci aşırı Sünnist gelenekte değil, İran’lı olan mütefekkir Ali Şeriati’nin takiyyeci ve imanlığa kutsiyet atfeden Şiaist gelenekte de yargılanmış olması, Şeriati’nin tefekkür ve duruşunun ne kadar anlamlı ve her birimiz için dersler içerdiğini ortaya koymaktadır. Fikri ve harekete dair muhalefetsiz, hakikate vasıl olunmayacağının bedelini hayatı ile ödeyen (kendisi katledilmiştir) Şeriati’ler yetiştirmekte aciz kalan İslam dünyasının hali içler acısıdır.

Kitaplarının başında, “sizi rahatsız etmeye geldim” diyerek sunulan ve “muhalefetin olmadığı yerde putçuluk başlar” diyen Ali Şeriati’nin “mezhebist yanılgı” içinde Şiast ve Sünnist propagandistler tarafından eleştirilmesinin nedenlerinden birisi, tam da Ali Şeriati’nin, İnsanın Dört Zindanı dediği, “tarihselcilik, natüralizm, egoizm, toplumculuk” gibi enfüsi ve afaki tuzakların cenderesinde kalmış bir İslam anlayışına teslim olunduğunun göstergesi değilse nedir? Ancak hakikatten korkanlar, Ali Şeriati’nin dile getirdiği din anlayışından rahatsızlığını dile getirenlerdir. Yeryüzündeki mücadele de, üstad Şeriati’nin dile getirdiği gibi bir bakıma “dine karşı din” hareketine esin kaynağı olan “göstergesel din” ile “hakikat arayışındaki din” arasında değilse nedir? Bu yüzden, “Cüppeli din”in, Şeriati nezdinde, “hakikati örten” zihniyetini buradan reddediyor ve özellikle tasavvufi geleneği haiz diğer İslami tarikatların Ali Şeriati’nin eleştirel fikri derinlik ve duruşundan istifade etmelerini tavsiye ediyorum.

ADEM ÇAYLAK

You may also like...

Bir Cevap Yazın