Türkiye Halkında Demokrasi Algısı Nasıldır?

İzafi Demokrasi Algısı

Türk insanın siyasete, sosyal olaylara, liderlere, gündeme dair yorumları, yaklaşımları, algıları daha çok kendi doğrularını pekiştirecek yapıda, kendi ruhsal yapılarını tatmini için yorumlama şeklindedir. Durumları çok yönlü anlayıp analiz edip objektif tutarlı sonuçlar elde etmek yerine kendi savunduğu değerler çerçevesinde yanlı olarak algılıyor. Bu da bir tür trajik durumlara, iyi niyet, vatanseverlik adı altında ötekileştirmeye, kutuplaşmaya yol açmakta. Amaç, doğruları tutarlı biçimde anlamak olmayıp kendi doğruları ekseninde her şeye yorum yapmaya kayıyor, taraf olduklarının yanlışları olsa bile bunu mantığa büründürmekte sakınca bulmamaktadır…

Aslında çoğu insan siyaset yapma, vatanı sevme adına içindeki negatif duygu , düşüncelerin telafisini yapmaya çalışıyor, egosunun tatminin derdinde. Bu kadar kin, şiddet, öfke, ayrımcılık başka neyle açıklanabilir?

Bu ülkede insanlar olaylara, siyasi gelişmelere sürekli kendi dünya görüşleri, kendi bakış açılarına göre değerlendirip kendisi gibi düşünenleri hep haklı kendisi gibi düşünmeyenleri hep haksız olarak gördüğü sürece ortada iyi niyetten bahsedilmez, sadece şahsi egolara kurban giden insani, vatani değerler olur. Vatanın bütünlüğü, vatan sevgisi deniliyorsa kendimiz gibi düşünmeyenlerin de doğrusunu kabul etmek, kendimizden olsa da yanlış yapanları eleştirebilmeliyiz.

Yapılan eleştiri bir hesaplaşma, kin, nefret ürünü olarak değil vatanın geleceği birliği adına daha olumlu sonuçlar verecek düzeyde olmalı. Yoksa amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olur. Genel manada bu ülkede herkes kendince haklı başkası haksızdır. Peki kendimiz gibi olmayanların doğrularını kabul etmeyerek neye hizmet etmiş oluruz? Başkası bizim gibi değil diye kötü damgası yerse, o kişi de acaba bizi kötü olarak görmez mi ? Öteki olarak gördüğümüz her kişi için biz de öteki oluruz o kişi için. Nasıl ki biz tümden iyi veya kötü değilsek, hatamızla sevabımızla insansak ve insanların da bizi bu şekilde kabul etmesini diliyorsak başkalarını da o şekilde kabul etmeli. Siyasi görüşümüze zıt olsa dahi başka partilerin doğrularını da görüp taktir edebiliyorsak o zaman erdemli, vatansever oluruz.

Amaç kolektif huzur, bütünlük ise bu bütünlükte yer alan başka insanları da, başka siyasi yapıları da kendimize baktığımız gibi ön yargı taşımadan, iyi niyetle, objektif olarak tanımalı, anlamalı, yorumlamalıyız. Ve kişileri, siyasi yapıları, olayları algılayıp yorumlarken kendi görüşümüz ekseninde değil, kendi bakış açımıza endeksli olarak yorumlamak yerine o durumu tamamen objektif kriterlere, algılara göre anlamalı, ön kabullerimizi devre dışı bırakarak anlarsak daha sağlıklı sonuçlara doğacaktır. Unutulmamalı ki biz kendimizi iyi niyetli, doğrudan yana görüyorsak o zaman bizim gibi düşünmeyenler de iyi niyetlidir çünkü kimse kimseden özde üstün değildir. Üstünlük savunulan değerlerde değil üstünlük insani erdemlerin kişilikte kendini ortaya koymasıdır…

Başka tezleri öğrenmeden, araştırmadan sırf içimiz rahat etsin, rakip unsurlar zarar görsün de ego tatmin olsun diye tek yanlı anlamaya çalışmak, başka tezlere ön yargılı olup onu küçümsemek sadece kendi zafiyetimizin ürünü olur. Birbirimizi anlamadan, okumadan, bilgi öğrenmeden, hoşgörüyü hayata geçirmeden asla huzur gelmez, kardeşlik olmaz. ”Benim acım değerli, benim yitirdiğim önemli, seninki değersiz” türü yaklaşımlar ancak teröre zemin hazırlar.

Kendi özgürlük, demokrasi, insani yaşam haklarımızı insancıl süreçler içinde talep etme hakkımız ancak bu hakların aynısını başkaları için talep edersek ve başkalarının haklarını kendi hakkımız gibi savunursak gerçekleşir, samimi hale gelir.

Görünen o ki toplumda çatışmalar, kutuplaşmalar bir çok şeyin temelde yanlış olduğunu gösteriyor.

Şiddete varan süreçler çok bilmekten, doğru olmaktan değil daha çok zayıf, edilgen, statükocu, kontrolcü ruh haline sahip kitlelerin yapay benlik algısı ürünüdür, var olan içsel hezeyanların dışsal yansımasıdır.

Hiç kimseye ne niyetli olursa olsun, dolaylı veya dolaysız yoldan din, ideoloji, fikir, hayat tarzı dayatılmaz. Kimse başkasının sevdiğini, değerli gördüğünü sevmek, değerli görmek zorunda değil, başkalarının değer yargılarıyla yaşamak zorunda değildir. Saygı zorunlu ki bu insan olmanın gereği ayrıca kendimizin özgürlük alanının korunması için gereklidir. Nitekim doğuştan herkes fikir, inanç ideoloji seçme, istediği insanın değerlerine uygun yaşama hakkına sahip olarak dünyaya gelir…

Aslolan burada demokrat insanın başkalarını tüm farklılıklarına rağmen kabul edip, ortak insani değerler etrafında yaşamayı bilmesi, evrensel etik değerlere uygun davranması, bunları yapması içinde belli bilgi, kültür olgunluğunda olmasıdır. Hiçbir farklılık ayrışmayı, düşmanlığı ortaya koyacak kadar geçerli nedenleri barındırmaz. Ayrışmaya, dayatmaya yönelten durum farklılıkların olması değil psikolojik, ruhsal zafiyetlerin varlığı, kompleksi algıların iradeye hükmetmesidir. Başkalarına değil kendimize yeniliriz..

Öfkemiz, kinimiz başka fikirlere değil doyurulmamış ruhsal yetilerimizin izlerinedir. Sistemler ne kadar değişirse değişsin, ne kadar modern görünümlü olursa olsun eğer toplumu aydınlatmada, fertlerin genel ruh halini olumlu yapmada, fertlerini özgür yapmada, okumaya gelişmeye yöneltmede ciddi zafiyetler varsa orada var olan değerlerin amacından çıktığını söyleyebiliriz.

Devrimler, yenilikler hiçbir zaman kısırdöngü alışkanlıkların farklı versiyonu olmamalı. Değişim, yenilik beraberinde toplumu aydınlatmaya yöneltiyorsa, var olan sosyal çözülmelere onarım sağlıyorsa, fertlerini bilimle, kültürle , sanatla, kardeşlikle bütünleştiriyorsa gerçekten yenilik adını alır. İnsanlarının en büyük ideallerinin zenginlik, aşk vs. gibi kavramlar olduğu toplumda özgürlük, medeniyet, demokrasi kavramları yozlaşmış demektir.

Demokratik algıda toplum öğrenme çabasından uzaklaşmışsa, siyasi süreçte farklı şekillerde tıkanıklar, müdahaleler varsa, insanlar arasında güven azalıp yapay ayrışmalar artmışsa, üniversiteler sadece meslek edindirme amacına hizmet eder hale gelmişse, kariyer yapmanın sosyal sorumluluk yapmaktan çok daha önemli hale gelmesi benimsetiliyorsa, medya rant aracı olmuşsa, toplumu uyutma görevi görüyorsa, kültürsüz seviyesiz insanların cirit attığı yer olmuşsa ve siyasilerin arka bahçesi haline gelmişse, siyasetin amacı halka hizmet değil kendi otoritesini, mantalitesini yaşatmak amacına yönelmişse orada rejim, sistem sabote olur.

Demokrasi algısı toplumsal katmanları bütüncül anlayışa yöneltmeli, farklı fikirleri rasyonel, fayda verici süzgeçlerden geçirerek anlamalı, algılamalı.

Demokratik algıda kişiye, belli ideolojik, dinse vs, hayat tarzları temellendirilerek, bunların ekseninde mutlak çerçeve çizip dayatmalar olması topluma travmalar yaşatır. Zaman değişir, teknoloji gelişir, toplumların ihtiyaçları değişir hayat dinamiktir bu süreçte fikirler gelişir, mutlu toplum adına üst düzey atılımlar olur, farklı olumlu düşünceler ortaya çıkar. Bir şeylerin değişmemesi, diretilmesi yenilikçi, yaratıcı fikirlerin önüne set çeker.

Paranoya olmuşcasına, zamanla duygusal boyutta tüm benliğimizi adadığımız, kendimizce savunduğumuz tezlerimiz başkalarına baskıya dönüşür zamanla.

Var olan sağlıksız toplum düzeni aslında sorunlu algılardan kaynaklıdır. Mutlak herkes iyiyi, güzeli, doğruyu arzular, bunun sağlanması o toplumdaki fertlerin zihinsel , duygusal, düşünsel yönden dengeli, esnek yapıda olmasına bağlıdır. Farklı düşünce, tez, ideoloji vs . başka insanlar için sıkıntı vermemeli. Asıl sıkıntı farklılıklara rağmen ortak insani değerlerde bulaşmayı sağlayacak erdeme, bilgeliğe sahip olamamaktır. Travmatik toplumlarda insanlar çözüme değil sorunlara odaklanır, kutuplaşır, var olan yüksek ego ki içsel zafiyetlerin ürünüdür, farklı yaklaşımlara tahammülsüzlük vardır.

Demokrasi, özgürlük, kalkınma ancak bireylerin ön yargılardan, tabulardan, farklı manipülatif etkilerden kurtulup kendi aklıyla akıl yürütmesine, şahsa, normlara endeksli değil, çok yönlü öğrenmeye, vicdani sorumluluklarını unutmadan düşünmeye, sorgulamaya bağlıdır. Sistem ne olursa olsun, ne kadar iyi olursa olsun, asıl olan sistemin içindekilerin kendi içlerinde, birbiriyle olan her türlü ilişkilerinde ne kadar sağlıklı, huzurlu olduğudur. Nitekim sloganlarla, tek yanlı yaşam tarzlarını başkalarını küçük görerek dayatarak, şahıs veya farklı değerler üzerinden insanlara tahakküm ederek ancak sorunlu toplum oluşur..

Halil Kırık

You may also like...

Bir Cevap Yazın