Kandil Dini

Türkiye’de Mevlid, Regaib, Mirac, Berat ve Kadir geceleri adı altında “kutlanan” ve “kutsanan” kandiller, Kur’an’ın özü, Peygamberin uygulamasına karşıt bir biçimde tarihsel süreç içinde ortaya çıkartılan “icat edilmiş geleneklerdir”. Peygamberin doğumunu kutlamak anlamına gelen  Mevlid, ilk defa miladı 10. yy’da Mısır’da hüküm süren Şii Fatimi devletinde ve Peygamberin ana rahmine düştüğü gün adı altında kutsanan Regaib, miladi 11. yy’da Kudüs ve Bağdat’ta bir kandil olarak kutlanmış olsa da, kandillerin kutlanmasına ilişkin esas kurumsallaşma II. Selim zamanı (1566-1574) Osmanlı döneminde “icat edilen bir geleneğe” dayanmaktadır.  II. Selim zamanından başlayarak belirli gün ve geceler, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “kandil geceleri” diye anılmaya başlanmıştır.  Kadir suresinde Kur’an’ın indiği ve sembolik bir anlatımla bin aydan daha hayırlı olduğu ifade edilen Kadir gecesinin bile sabit olmayıp gizlenmesi, İslam’da belirli gün ya da gecelere dair aşırı kutsallaştırma, fetişleştirme ve bağlamından koparmanın yanlışlığına işaret etmektedir.

Her biri belirli gün ve zaman dilimine hasredilen/hapsedilen Mevlid, Regaib, Mirac ve Berat gibi tarihsel ve geleneksel İslam’ın tabir caizse “yortu günleri” haline getirilen kandiller, daha çok Pavlus’çu Hıristiyanlığa benzer bir biçimde aşırı ritüellere boğularak bağlam ve özgünlüğünden kopartılan bir “kandil dini” tesis etmiştir. “Kandil dini”, belirli gün ve gecelerde gerçekleştirilecek ibadetlerle, kişinin kurtuluşa (ber’at) ereceğini savlayarak, zamanla Kilise babaları tarafından adeta bir günah çıkarma dini haline dönüştürülen Hıristiyanlık türü bir Müslümanlık yaratmayı başarmıştır. Kitle açısından dinin anlaşılması adına ritüellerin önemli bir yeri varsa da, düşünmeyi, akletmeyi ve sorgulamayı ikincilleyen ritüelci bir din ihdası, kitleleri kontrol altında tutmanın en iyi çözümlerinden birisi olagelmiştir.  

İslam’da Müslüman kitlenin psikolojini kontrol altında tutmak ve maalesef iktidarların istedikleri yönde bir Müslüman sosyolojisi yaratmak adına daha çok “zayıf” ya da “uydurulmuş” toplumsal ve “siyasi” hadislerle, Peygamberin belirli gün ve gecelere özel bir önem verdiği ve ibadetle geçirdiği şeklindeki mülahazalardan mülhem bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışılan kandiller, “manevi sömürü” aparatları olarak işlev gördüğü kadar, dini “ticarileştirmeye” hizmet eden aşırı ritüelci bir din ihdasına yol açmıştır. “Kandil dini”, “dinin kültürü” yerine, “kültürün dini”ni ihdas ederek, kurulu toplumsal ve siyasi düzenlerin dindar kitle üzerindeki sömürü mekanizmalarını görünmez kılmakla kalmayıp, kitlenin hakikat arayışının önündeki en büyük engellerden birisi haline gelmiştir. Siyasi bir cemaat olan devlet ile cemaat ve tarikatların neredeyse hepsinde özel kutlama ve kutsama günlerine dönüştürülen kandiller, “devlet ve cemaat dini”nin kitleselleştirilmesine hizmet etmektedir. Kandiller, bir bakıma, haksızlık karşısında direniş gösteremeyen kitlenin “afyonu” haline getirilmiştir. İslam’da Allah’a olan inanç ve ibadetin gösteri ve riyadan uzak bir biçimde ihlas ve samimiyetle tecelli etmesine karşıt bir biçimde, “simit”, “mesaj”, “tören” ve Kur’an’ın özü ve akıl dışı sözlere büründürülmüş toplu “münacaat”, “menkıbe” ve “dua”larla “kutsanan” kandiller, “göstergesel”, “muhafazakar” ve “ufunetli/ağlamaklı” bir örüntü ile Müslümanlığın devinimci ve dinamik ruhunu dinamitleyen aparatlar haline gelmiştir.

Aynı zamanda “kandil dini”, farkına varmaksızın, kutlamaya ilişkin telefon konuşması ve atılan mesajlarla küresel kapitalizm ve onun acentalarına “hizmet” etmektedir. Böylesi bir “hizmet”in en büyük destekçileri de ne yazık ki, Müslümanlar olmaktadır. Müslüman beden ve kanla kendini yenileyen, tazeleyen ve tahkim eden kapitalizm için “kandil dini” türünden önemli dini, milli, geleneksel ve tarihi günler bulunmaz fırsattır.

Dinin “resmileştirilmesine”, “ritüelleştirilmesine”, “ticarileştirilmesine” ve en önemlisi de psikolojik, toplumsal ve siyasi sömürü düzeninin “meşrulaştırılmasına” hizmet edegelen kandilleri ve “kandil dini”ni buradan reddediyorum. O kadar büyük ufunet, kendinden geçme ve ağlamaklı bir biçimde ihya edilen “kandil dini” günlerine rağmen kibrin, yalanın, rüşvetin, sömürünün, yeğenciliğin (nepotizm), emanete ihanetin, ahlaksızlığın, adaletsizliğin modern şirk ve sömürünün en çok görüldüğü “dindar” Türkiye’de, ahlakın, adaletin, sorgulamanın, hür düşünmenin, akletmenin ve hakkaniyetli paylaşımın ete kemiğe bürünebilmesinin yollarından birisi de, “kandil” adı altında “kurumsallaştırılmış” din anlayışına toplum, cemaat ve devlet olarak karşı çıkmaktan geçmektedir. 

Adem Çaylak

You may also like...

2 Responses

  1. Enes Bayraktar dedi ki:

    Şu levhadaki yazı bir medeniyetin, bir seviyenin belirtisidir.
    Zaten Eyüp Sultan türbesinin içinde olmasına rağmen tekrar izah etme gereği duyulmuş. Ve ne uzun izah!
    Oraya gelenler kendilerini Mehmed Emin Tokadi türbesinde sanıyor olabilirler mi acaba? Belki’de!
    Örneğin;
    Dolmabahçe Sarayı içindeyken, Dolmabahçe Sarayı Çıkış Kapısı yazmasını veya Vergi Dairesi içindeyken Vergi Dairesi Çıkış Kapısı yazdığını düşünün.
    …….
    Kısaca; ÇIKIŞ KAPISIDIR. GİRİLMEZ! yazılamaz mıydı?
    12 kelimelik tarif 3 kelime ile yazılamaz mıydı?
    Evet yazılabilirdi.
    Hayır yazılamazdı.
    Çünkü yazılsa izah eksikliği olurdu. Çünkü medeniyeti, yücelmeyi,yükselmeyi bu gibi yerlerde derinden yaşayan, ibadetin oralarda daha kutsal olduğunu düşünen aziz Anadolu halkı kısa ve net belirteçlerden hoşlanmaz, belkide küçümserdi, daha uzun anlatılması gerekiyordu.
    Kim bilir belki de mecbur bırakıldı böyle uzun izahlara.
    Şimdi bir yabancının ziyaret gözüyle bakalım(yabancı; Anadolu’lu olmayan herkes)oradaki yazıya.
    EXIT ONLY – NO ENTRY yazısıyla basitçe halledilecek bir biçim.
    EYÜP SULTAN TÜRBESİ ÇIKIŞ KAPISI GİRİLMEZ. GİRİŞ KAPISI KAPIDAN ÇIKINCA SAĞ TARAFTA biçimiyle giriftlenmiş. Basit bir yön tarifi bu kadar uzatılır burada demek ki sorusu gelir akla.Lütfen mukayese edin. Aynı şeyi anlatıyorken hatta ÇIKIŞ KAPISIDIR – GİRİLMEZ daha belirleyici iken neden böylesi?
    Bu isteniyor çünkü. Eğitim fakirliği ve sosyalleşememe isteniyor çoğunluktan. Tv üniteleri isteniyor kitaplık yerine. Modern! telefonlar isteniyor 36 ay vadeli alınan. 120 ay vade ile ev alsın isteniyor bankalardan. Ama bilmesin, okumasın namaz kılsın, oruç tutsun, kabir ziyaret etsin ama emri bil maruf nehyi anil münkeri bilmesin istiyor.
    Fakir ile zenginin aynı safta namaz kılıp namaz bitince birbirlerini görmeden kaçarcasına mescidden çıkması isteniyor Allah’ın Peygamberlerinin dini yaşanmıyor çünkü.Bilakis din tüccarları istiyor böylesini. Devletlerde böyle istiyor aslında dünyada.
    Kısa izahlardan anlamayan, anlamaması gereken, böyle geldik böyle giderizci, genetiğiyle oynanan, afyonlanmış,
    Kredi kartı kullanan kredi ile ev araba alan Allah’a bu halleri ile savaş açan faiz yiyicileri isteniyor.
    Fakat geldikleri kabirde meftun. Allah’a karşı savaş açanlarla savaşan Ebu Eyyub El Ensari’nin hangi amaca hizmet için Medine’den, ilerlemiş yaşına rağmen İstanbul’a gelişini bilmeyen. bilse de bilmezlikten gelen, yaşamayan, anlamayan büyük çoğunluk isteniyor.
    Arzu bu.
    Ama endişe etmeyin. Bayağı türbeler çoğaldı çoğalıyor son yıllarda. Özel gecelerde özel mekanlarda buluşup günahlardan arınmak daha moda.
    Levhadaki uzun anlatım bana da sirayet etti Elhamdulillah.

Bir Cevap Yazın