Cinci Hocalar, Medyumlar, Cinli Hastalar

Kendisine “cin bulaşmış” olduğu ifade edilen hastalarda ya da bizim isimlendirmemizle,
“biyo-enerjetik algılama bozuklukları”nın tedavisinde psikiyatrik tedavi ve ilaçların tek başına yeterli gelmediğini gören hasta ve hasta sahiplerinin, “cinci hoca”lara müracaat etmeleri, “hoca” ya da medyum diye adlandırılan kimselerin özellikleri ve hastaya yaklaşımları üzerine yoğunlaşmamızı gerekli kılmıştır.




“Hoca”ların Halk Nezdindeki İtibarının Analizi


Doktor doktor dolaşan, ama tatminkar bir sonuç alamayınca, inansa da, inanmasa da, “medyum”, “hoca” ya da “cinci” lakaplı kişilere müracaat eden ve sonuç aldığını ifade edenler nezdinde ve toplum genelinde, bu kişilerin ilginç bir itibarının olduğuna şahit olmaktayız.


Derdinden muzdarip insanların çaresizliği, onları aynı zamanda istismara hazır hale getirmiş olması ve bu sebeple, bu işten maddi kazanç sağlayanların küçümsenmeyecek bir yekun teşkil etmesini bir tarafa bırakarak, kendilerinden rahatsızlığının giderilmesi yönünde fayda elde edildiği ifade edilen “hoca”ların büyük bir itibar elde etmiş olmalarının sebeplerini bazı başlıklar altında toplayabiliriz.


I. Halk tarafından hocaların olağanüstü güçlerle irtibatlı olduğunun düşünülmesi,


II. Anlaşılması zor (gizemli) usuller uyguladıkları kanaati,


III. Doktorların çoğunun, bu tür şikayetlerinden dolayı, hastayı aşağılayıcı ve suçlayıcı tavır takınmalarına karşılık, bu “hocalar”ın, hastaya hak vermeleri ve onlarda, kendilerini hocanın anladığı intibaını uyandırmaları,


IV. Bu tür hastaların, ilaç ve benzeri tıbbi tedavilerden alamadıkları sonuçları, hocadan sonra aldıklarını hissetmeleri,


V. Halk kültürü ve inanışlarında bu insanların önemli bir yerinin bulunması,


VI. Yetenekli kimseler olmaları ve işlerini iyi bilmeleri,


VII. Kendilerine müracaat eden hastalardan bazılarına; ‘Sen doktorluksun! Ben sana yardımcı olamam!’ şeklinde açık sözlü davranmaları.


VIII. Yaptıkları işi dine dayandırmaları.


Bütün bu maddeler sanki “hocalar”ı onore ediyor gibi anlaşılabilecek olmasına rağmen, halkın bu kişilere bakış açısının böyle olduğunun bilinmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.




Farklı Kesimlerin Hocalara Bakış Açıları


Halk ve hasta çevresi üzerindeki itibarın sebeplerini özetleyen yukarıdaki maddelere karşılık “hoca”ların yaşadıkları yakın çevrede, tıp ve bilim adamları, din adamları ve ilahiyatçıların bakışı ile nasıl görüldüğüne bakmakta da yarar var.


I.Konu-komşunun tavrı


Bu tür insanların yakın çevresinde yaşayanlar, onlardan biraz uzak durmayı, mesafeli kalmayı tercih ederler.


Bu işi yapan ve çevresinde sevilen, sayılan biri olmasına rağmen bir “hoca”nın şu sözleri durumu özetliyor; “Evimizde ilk zamanlarda misafir eksik olmazken (bu işi yapmaya başladıktan sonra) şimdi birer birer dağılmaya başlamışlardı. Korktukları için de bir şey söyleyemiyorlardı.” ( ) Cevat Topkara, age, s.147


II. Tıp çevrelerinin bakışı


Konuyu öncelikle yetki meselesi olarak gördüklerinden, doktorlar, bunların hastaya yaklaşmalarını, yaptıklarının ne olduğuna bakmaksızın reddetme eğilimindedirler. Halbuki,


yüzyıllar boyunca gelişen geleneksel halk tıbbı içinde herhangi bir hastalığın bir şekilde tedavi ediliyor olması mümkündür diye düşünerek, modern tıbbın yaklaşımını sadece kitapların yazdıkları ile sınırlı tutmanın bir taraftan yeni gelişmelere engel olacağı, öte yandan derdine derman bulamayan insanların her çareye başvuracakları açıktır.


Herkese açık platformlarda, hocalar hakkında olumsuz görüşler serdedenlerden bazıları da, hastalarını hocalara gönderebilmekte, ancak, genellikle hekimler, kendilerinin hocalara sıcak bakan biri olarak tanınmayı ve hele bazı hastalara, bu işten anlayan bir hocaya girmesini tavsiye eden biri olarak adlarının çıkmasını istemezler.


Bir dergi için röportaj yapan psikiyatri asistanına Psikiyatrist Prof.Dr.Recep Doksat’ın gösterdiği şu tavır, bu durumu en açık şekilde ortaya koyuyor; “Kapat teybi; bu sorunun cevabını öyle konuşalım! Bu tür hastalarda işin içinden ben de çıkamıyorum. O zaman hastaya; ‘bu işten anlayan bir hocaya git!’ diyorum. Ama malum, böyle söylediğimiz bilinirse iyi karşılanmaz.”


III. Bilim çevrelerinin bakışı


Bilim adamları; deneylenme imkanı bulunmayan konularda çok da bir şey söyleme imkanına sahip değildir. Ancak, pozitif bilime inanan ve olaylara dine karşı ideolojik bir tavırla bakmanın bilim adamlığı için şart olduğunu zanneden çevreler, vahiy kaynaklı bilgilerle irtibatlı konularda daha çok peşin fikirlidirler. Ve de en azından çekingen bir tavır sergilerler.


Prof.Dr.Ayhan Songar’ın ifadesiyle; “dine itibar kazandırma korkusu”, konuya karşı pozitif bilim adamlarının genel tavrını belirler.


“Bütün hadiseleri duyularımıza inhisar ettiren ve ‘duyular dışı idraki, bütün delillere rağmen kabul etmeyenlerin bu tutumlarının arkasında dine itibar kazandıran yeni bir çığırın açılaması korkusu yatar.” ( ) Ruh Kavramı, Tebliğ yay. İst. S.167




IV.Din çevrelerinin “cinci”lere bakışı


İlahiyatçılar, genellikle herhangi bir gözlem ve incelemeye gerek duymadan “cinci” ve “büyücü” hocaların ne yaptığı ve nasıl yaptığını anlamaya çalışmak yerine peşin fikirli kanaatler serdetmeye meyilliler.


Bizim de karşılaştığımız bazı durumlarda kendileri ilahiyatçı olmasına rağmen bu tür rahatsızlıkları olan hastalarını “hoca”ya götüren din adamlarına rastlamak oldukça sık görülen bir durum. Hatta imam, müftü gibi din adamlarından bazıları, “okunma” talebiyle kendilerine gelen hastaları, bu işten anlayan hocalara yönlendirirler. Ancak onlar da, bu durumun açıkça bilinmesini istemezler.


Kendisi aynı zamanda ilahiyatçı olan ve hastayla bizzat ilgilenenler ise, meslektaşları tarafından kapalı kapılar ardında tasvip görseler de açık bir destekten mahrumdurlar.


İşte bu yönde bir yakınma:


“Tedavisiyle ilgilendiğim hastaların içinde bir çok ilahiyatçı ve müftü kardeşimiz de vardı. Bireysel bazdaki sohbetlerimizde bu konuyu her ne kadar kabullenseler de, dış platformdaki tartışmalarda onları küçük düşürdüğünü düşünerek inkara yelteniyorlardı.” ( ) Cevat Topkara, age, s.180




V. Yöneticilerin ve Hukuk Adamlarının Tavrı


Bir şikayet olmadığı taktirde yönetici ve hukuk adamlarının bu tür kişiler hakkında herhangi bir işlem yapması söz konusu olmamakta. Ancak şikayet halinde, şikayet konusu ve ilgili kanun maddeleri ile takibat yapıldığı ve özellikle de “tekke ve zaviyeler kanunu” maddelerinin işletildiği nadiren de olsa görülmekle birlikte, pek çok yerel ve merkezi yöneticinin ve hukuk adamının zaruret halinde bu insanlardan dürüst yaklaşımlar içinde bulunanlardan yakınlarının rahatsızlıklarının giderilmesi gibi bazı konularda istifade ettikleri hakkındaki duyum ve gözlemlerimizin olduğunu belirtmek isteriz.




İlahiyatçı Olmak, Bu Konuyu Bilmek İçin Yeterli mi?


Dini meslek edinmiş ya da dini bilgi birikimi olan “din adamı” ve ilahiyatçıların, sırf ilahiyatçı olmaları sebebi ile bu konuyu, teorik ve özellikle de uygulama bazında bilmeleri beklenemez. Aslında bu onlar için bir eksiklik de sayılmaz.

“Görünmeyen varlıklar”la ilgili olarak, bu varlıkların insana nasıl zarar verdiğini, bu zararın nasıl durdurulabileceğini, görünmeyen varlıkların bulaştığı düşünülen hastaların bu tesirlerden nasıl kurtulabileceğini bilmemeleri normaldir. Çünkü, bu işin ayrı yetenek ve bilgi gerektiren bir iş olduğu anlaşılıyor. Tek başına ilahiyatçı olmak, yani, dini bilgilere sahip olmak bu konuya yeterince vakıf olmayı sağlamaz. Dolayısı ile konu açıldığında, dinler “cinler”den bahsediyor diye, bunun sağlıkla ilgili yönünü ve gelişebilecek problemleri onlara sormak bir sonuç vermez.

Psikiyatrist Hamdi Kalyoncu

You may also like...

Bir Cevap Yazın